Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS), The Metals Company'nin iki yan kuruluşunun, Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’nin (ISA) yürüttüğü derin deniz madenciliği soruşturmasını durdurma talebini reddetti. Bu karar, okyanus tabanından polimetalik nodül çıkarma projelerine ilişkin sözleşme ihlalleri iddialarını araştıran sürecin önünü açtı. Şirket, ABD sponsorluğunda alınan izinlerle Pasifik’teki Clarion-Clipperton Bölgesi’nde madencilik faaliyetleri planlıyor.
Uyuşmazlığın kökeni ve tarafların iddiaları
The Metals Company’nin yan kuruluşları Nauru Ocean Resources Inc. ve Tonga Offshore Mining Ltd., ISA’nın sözleşme yükümlülüklerine aykırı davrandığı gerekçesiyle başlattığı soruşturmanın durdurulması için ITLOS’a başvurmuştu. Şirket, ISA’nın soruşturmasının, ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) tarafından verilen çevresel izinlere dayanan faaliyetlerini haksız yere hedef aldığını savunuyordu.
Ancak mahkeme, 20 Aralık 2024 tarihli kararında, şirketin taleplerini reddetti ve ISA’nın deniz yatağının korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme yetkisini teyit etti. Karar, derin deniz madenciliğinin çevresel etkilerine dair artan endişelerin yaşandığı bir dönemde geldi.
Derin deniz madenciliğinin küresel etkileri
Derin deniz madenciliği, elektrikli araç bataryaları ve yenilenebilir enerji teknolojileri için kritik öneme sahip nikel, kobalt ve manganez gibi minerallerin çıkarılmasını içeriyor. Ancak çevre örgütleri ve bazı ülkeler, bu faaliyetlerin deniz ekosistemlerine geri dönüşü olmayan zararlar verebileceği konusunda uyarıyor.
ITLOS’un kararı, ISA’nın düzenleyici rolünü güçlendirirken, The Metals Company gibi şirketlerin ulusal izinlerle uluslararası düzenlemeleri aşma girişimlerine karşı önemli bir emsal oluşturdu. Uzmanlar, bu kararın Kasım 2025’te sonuçlanması beklenen ISA’nın madencilik yönetmeliği müzakerelerini de etkilemesini bekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, deniz yetki alanları ve deniz hukuku konularında hassasiyetini her platformda dile getiriyor. ITLOS kararı, uluslararası deniz hukukunun bağlayıcılığını teyit etmesi açısından Ankara’nın savunduğu ilkelerle örtüşüyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölge (MEB) tartışmalarında da benzer uluslararası hukuk mekanizmalarına güveniyor. Karar, derin deniz madenciliğinin çevresel etkilerini gündeme taşırken, Türkiye’nin 2023’te imzaladığı ve uluslararası deniz ticareti ile deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını öngören anlaşmalar çerçevesinde, deniz ekosistemlerinin korunmasına verdiği önemi güçlendirebilir. Ancak doğrudan ekonomik bir çıkar söz konusu olmadığından, Türkiye’nin bu sürece yaklaşımı, uluslararası hukuka ve değişen deniz yönetimi dinamiklerine uyum sağlama hedefiyle şekillenecektir.