Washington, DC'de yaklaşık 10 aydır konuşlu bulunan Ulusal Muhafız birliklerinin, başkentteki şiddet içeren suçları azaltmada beklenen etkiyi göstermediği ortaya çıktı. Washington merkezli bir politika düşünce kuruluşu olan Niskanen Center tarafından yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, Muhafız birliklerinin varlığı bazı suç türlerinde sınırlı düşüşe yol açsa da, genel şiddet suçları oranında anlamlı bir azalma sağlanamadı.
Araştırmanın bulguları ve şehirdeki durum
Araştırma, 2020 yazındaki protestoların ardından artan güvenlik endişeleriyle harekete geçen yönetimin, 2021 yılı boyunca şehirde ek güvenlik önlemleri aldığını hatırlatıyor. Ancak veriler, toplam şiddet suçlarının (cinayet, gasp, ağır saldırı) Muhafızların konuşlanmasından önceki dönemle benzer seyrettiğini gösteriyor. Nitekim, 2021 yılının ilk dokuz ayında cinayet sayısı bir önceki yıla göre yüzde 17 oranında arttı; bu da Muhafız varlığının caydırıcılık açısından sınırlı kaldığını ortaya koyuyor.
Raporda, Muhafızların sadece metro istasyonları ve kamu binaları gibi belirli noktalarda devriye gezdikleri, ancak suçun yoğun olduğu mahallelere doğrudan müdahale edemedikleri belirtiliyor. Uzmanlara göre, sorunun kaynağı olan yoksulluk, işsizlik ve silah erişimi gibi yapısal faktörler ele alınmadan askeri varlık tek başına çözüm sunamıyor.
Ulusal Muhafız kullanımı tartışmaları
Washington DC'de Ulusal Muhafız kullanımı, başkentin özerk statüsü ve federal hükümetle ilişkileri bağlamında sıkça tartışılıyor. Şehrin kendi Ulusal Muhafız birliği bulunmazken, federal kaynaklarla desteklenen birlikler Başkanlık emriyle görevlendiriliyor. Bu uygulama, yerel yönetimlerin güvenlik politikalarını sınırlandırdığı gerekçesiyle bazı kesimlerce eleştiriliyor.
Öte yandan, araştırma şiddet suçlarındaki artışın sadece Washington DC'ye özgü olmadığını; COVID-19 salgını sonrası birçok ABD kentinde benzer eğilimler görüldüğünü hatırlatıyor. Bu nedenle, Ulusal Muhafız varlığının etkisizliği aslında daha geniş bir kamu güvenliği sorununu işaret ediyor. Polis reformu ve toplum temelli önleme projeleri gibi alternatif stratejilere yönelinmesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Washington'daki güvenlik uygulamaları, Türkiye'nin büyükşehirlerinde benzer şekilde kamu düzenini sağlamak için askeri varlığın kullanıldığı durumlara ışık tutuyor. TSK'nın OHAL döneminde ve belirli terörle mücadele operasyonlarında kentsel alanlarda konuşlanması, benzer şekilde şiddet oranlarını düşürme kapasitesi üzerine tartışmalara neden olmuştu. Bu araştırma, güvenlik güçlerinin sayısal varlığının tek başına yeterli olmadığını; suçun sosyo-ekonomik nedenlerine yönelik bütüncül politikaların önemini gösteriyor. Türkiye'de de kent güvenliği stratejilerinin polis-istihbarat iş birliği ve sosyal programlarla desteklenmesi gerektiği anlaşılıyor.