Geçtiğimiz ay Venezuela'nın kuzey kıyılarını vuran ardışık iki depremin ardından, Pan Amerikan Sağlık Örgütü (PAHO) Direktörü Jarbas Barbosa, bölgedeki en büyük sağlık risklerinin düzenli tıbbi bakımın kesintiye uğraması, aşırı kalabalık barınaklar ve temiz suya erişim eksikliği olduğunu belirtti. Barbosa, 9 Temmuz Perşembe günü yaptığı açıklamada, depremlerin etkilediği 200 bin kişinin acil yardıma ihtiyaç duyduğunu ve sahra hastaneleri ile mobil kliniklerin devreye sokulduğunu ifade etti. Venezuela Sağlık Bakanlığı'na göre, depremlerde 72 kişi hayatını kaybederken 1.200'den fazla kişi yaralandı. En büyük yıkımın yaşandığı başkent Caracas ve çevresindeki La Guaira eyaletinde, birçok bina tamamen çökerken binlerce kişi evsiz kaldı.
Depremlerin Ardından Sağlık Altyapısı Çöktü
Venezuela'daki sağlık sistemi, yıllardır süren ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle zaten kırılgan bir durumdaydı. Depremler, bu kırılgan yapıyı daha da zayıflattı. Hastanelerin bir kısmı hasar görürken, tıbbi malzeme ve ilaç stokları yetersiz kaldı. Barbosa, “Özellikle kronik hastalığı olanlar, hamileler ve çocuklar için tıbbi bakımın sürekliliğini sağlamak büyük zorluk oluşturuyor” dedi. Ayrıca, 50'den fazla hastane ve klinikte yapısal hasar tespit edildiği, bu nedenle hastaların açık alanlarda tedavi edilmeye çalışıldığı bildirildi. Sağlık çalışanları, yorgunluk ve kaynak eksikliği nedeniyle tükenmiş durumda. Birçok doktor, depremlerden sonra bölgeyi terk ederken, kalanlar ise günde 18 saate kadar çalışmak zorunda kalıyor.
Depremler, aynı zamanda su ve sanitasyon altyapısına da ciddi zarar verdi. Caracas'ın büyük bölümünde su şebekesi çökerken, halk güvenli olmayan kaynaklardan su temin etmeye yöneldi. PAHO, su kaynaklı hastalıkların (kolera, tifo, hepatit A) yayılma riskinin yüksek olduğu uyarısında bulundu. Barınaklarda ise yoğunluk nedeniyle solunum yolu enfeksiyonları ve deri hastalıkları hızla yayılıyor. Barbosa, “Barınaklardaki insan sayısı kapasitenin çok üzerinde. Bu, salgın hastalıklar için uygun bir ortam yaratıyor” ifadelerini kullandı. Dünya Sağlık Örgütü, Venezuela'ya 5 milyon doz aşı ve 100 ton tıbbi malzeme gönderme sözü verirken, lojistik sorunlar nedeniyle yardımların henüz tam olarak ulaşmadığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Venezuela'daki deprem felaketinin etkileri sadece ülke sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Bölge ülkeleri, başta Kolombiya, Brezilya ve Peru olmak üzere, depremden kaçan binlerce Venezuelalı mülteciye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), bölgede 1 milyondan fazla Venezuelalının yerinden edildiğini ve bu sayının artabileceğini belirtiyor. Kolombiya hükümeti, sınır geçişlerinin kontrollü bir şekilde yapılacağını açıklarken, Brezilya ise insani yardım koridoru oluşturdu. Latin Amerika ülkeleri, Venezuela'nın yeniden inşasına yardımcı olmak için Acil Durum Fonu kurmayı planlıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Venezuela'ya 50 milyon dolar acil yardım paketi açıklarken, AB'nin de 10 milyon euro ek yardım yapacağı bildirildi. Ancak Venezuela hükümetinin uluslararası yardımı kabul etme konusundaki çekinceleri, krizin derinleşmesine neden oluyor. Uzmanlar, depremin yol açtığı sağlık ve insani krizin, bölgesel istikrarı tehdit edebileceğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Venezuela'daki deprem sonrası yaşanan sağlık krizi, Türkiye'nin Latin Amerika'da yürüttüğü insani diplomasi açısından önem taşımaktadır. Türkiye, daha önce Venezuela'ya sağlık ve gıda yardımında bulunmuş, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) aracılığıyla arama kurtarma ekipleri göndermişti. Bu kriz, Türkiye'nin bölgedeki yumuşak gücünü artırma potansiyeli taşımakta; ancak aynı zamanda Suriye ve Libya'daki angajmanları nedeniyle sınırlı kaynakların daha da dağılması riskini barındırmaktadır. Türkiye, Venezuela ile enerji ve madencilik alanında yaptığı anlaşmaların akıbeti konusunda temkinli olmalı; istikrarsız bir Venezuela, yatırım ortamını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, bölgede artan göç dalgası, Türkiye'nin Suriyeli mültecilerle ilgili deneyiminin Latin Amerika ülkelerine aktarılmasına fırsat sunarken, Türk dış politikasının küresel insani yardım alanındaki profilini yükseltebilir.