Ortadoğu uzmanları, Ürdün'ün Mescid-i Aksa üzerindeki tarihi vesayetinin (velayet) kaldırılmasının, bölgede kontrol edilemez bir şiddet dalgasını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Middle East Eye'a konuşan bölge uzmanları, bu adımın sadece Filistin topraklarında değil, tüm İslam dünyasında büyük bir öfkeye yol açacağını ve İsrail-Filistin çatışmasını yeni bir boyuta taşıyacağını belirtiyor. Ürdün Kralı II. Abdullah'ın İsrail ile ilişkilerindeki son gerilimler, bu hassas statünün sorgulanmasına neden olurken, uzmanlar statükonun değiştirilmesinin felaketle sonuçlanabileceği konusunda hemfikir.
Mescid-i Aksa'nın Statüsü ve Ürdün'ün Rolü
Mescid-i Aksa, İslam'ın üçüncü kutsal mekânı olarak kabul edilir ve Kudüs'ün doğusunda, Harem-üs Şerif olarak bilinen bölgede yer alır. 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana İsrail işgali altında olmasına rağmen, Mescid-i Aksa'nın yönetimi 1924'ten bu yana Ürdün Haşimi Krallığı'na aittir. 1994'te imzalanan İsrail-Ürdün Barış Antlaşması ile bu statü uluslararası alanda tanınmış ve İsrail, Ürdün'ün kutsal mekânlar üzerindeki 'özel rolünü' kabul etmiştir. Ancak son yıllarda İsrail'deki aşırı sağcı gruplar, bu statünün kaldırılması ve Mescid-i Aksa'nın tamamen İsrail kontrolüne geçmesi için yoğun bir lobi faaliyeti yürütmektedir.
Ortadoğu uzmanı Dr. Hasan el-Khatib'e göre, 'Ürdün'ün vesayetinin kaldırılması, Filistinliler için kırmızı çizgiyi aşmak anlamına gelir. Bu, sadece dini bir mesele değil, aynı zamanda Filistin kimliğinin ve egemenlik sembollerinin bir parçasıdır. Böyle bir adım, Batı Şeria'da ve Gazze'de kitlesel ayaklanmalara yol açabilir.' Uzman, ayrıca bu durumun Ürdün'deki geniş Filistinli nüfus ve Kraliyet ailesi arasında da gerilim yaratabileceğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Mescid-i Aksa'nın statüsündeki bir değişiklik, sadece İsrail ve Filistin arasındaki çatışmayı değil, aynı zamanda Ürdün-İsrail ilişkilerini de temelinden sarsabilir. Ürdün, 1994'ten bu yana İsrail ile barış içinde yaşayan ikinci Arap ülkesi olmasına rağmen, son dönemde iki ülke arasında gerginlikler artmıştır. İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikaları ve Kudüs'teki statüko değişiklikleri, Ürdün kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Kral II. Abdullah, uluslararası platformlarda sık sık Kudüs'ün statüsünün korunması çağrısı yapmaktadır.
Bölgesel olarak, Ürdün'ün vesayetinin kaldırılması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer Arap ülkelerinde de tepkiye yol açabilir. Özellikle İsrail'in son dönemde Körfez ülkeleriyle normalleşme süreci, Mescid-i Aksa gibi hassas konularda daha dikkatli adımlar atılmasını gerektirmektedir. ABD ve Avrupa Birliği ise statükonun değiştirilmesine karşı çıkmakta, ancak İsrail üzerinde somut bir baskı uygulamamaktadır. Uluslararası toplumun bu konudaki sessizliği, İsrail'deki aşırı sağcı grupları cesaretlendirmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mescid-i Aksa'nın statüsüne büyük önem vermekte ve Kudüs'ün İslam dünyası için sembolik değerini sıkça vurgulamaktadır. Ankara, Ürdün'ün vesayetini desteklemekte ve statükonun değiştirilmesine karşı çıkmaktadır. Olası bir kriz, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği daha da artırmasına ve bölgede diplomatik girişimlerde bulunmasına neden olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinde zaten var olan gerginlik, bu tür bir gelişmeyle daha da derinleşebilir. Türkiye, aynı zamanda İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda konuyu gündeme getirerek, İslam dünyasının ortak bir tavır almasını sağlamaya çalışacaktır. Ekonomik olarak doğrudan bir etki beklenmemekle birlikte, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin enerji ve ticaret rotalarını olumsuz etkileyebilir.