Pakistan, Perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin devam ettiğini yineledi. Bu açıklama, Washington'un Ürdün'deki saldırılara misilleme olarak İran destekli gruplara yönelik “ağır bir saldırı dalgası” gerçekleştirmesinin ardından geldi. Son iki gündür yaşananlar, bölgede tırmanan gerilimin diplomasi çabalarını gölgede bıraktığını gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD merkezli haber kaynaklarına göre, Amerikan güçleri Suriye ve Irak'ta İran'a bağlı milis gruplarının mevzilerine yönelik kapsamlı hava saldırıları düzenledi. Saldırıların, Ürdün'deki ABD askeri üssüne düzenlenen ve üç Amerikan askerinin ölümüne, onlarcasının yaralanmasına yol açan insansız hava aracı (İHA) saldırısına misilleme olduğu belirtiliyor. Pentagon yetkilileri, operasyonun planlı ve orantılı olduğunu, ancak “ağır” olarak nitelendirilebilecek boyutta gerçekleştiğini ifade ediyor.
Pakistan'ın arabuluculuk çabaları ise dikkat çekiyor. İslamabad yönetimi, Tahran ile Washington arasında doğrudan iletişim kanallarının açık tutulması için yoğun çaba sarf ediyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, “Her iki taraf da diyaloğun sürdürülmesi konusunda istekli. Müzakereler kesintiye uğramadı” ifadelerine yer verildi. Ancak gözlemciler, son saldırıların müzakere sürecini olumsuz etkileyebileceği görüşünde.
Bölgedeki kaynaklar, ABD'nin İran'a yönelik “maksimum baskı” politikasını sürdürürken, bir yandan da diplomatik kanalları açık tutmaya çalıştığını belirtiyor. Bu ikili yaklaşım, özellikle Pakistan gibi bölge ülkelerinin arabuluculuk girişimlerini zorlaştırıyor. Pakistan'ın, İran ile Suudi Arabistan arasında geçtiğimiz yıl sağlanan normalleşme anlaşmasında da önemli bir rol oynadığı biliniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini yeniden şekillendiriyor. İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri, Washington'un ana öncelikleri arasında yer alıyor. Son saldırılar, ABD'nin İran'a yönelik caydırıcılık politikasının bir parçası olarak görülürken, Tahran'ın da buna yanıt verme olasılığı bölgesel bir çatışma riskini artırıyor.
Uzmanlar, ABD'nin İran'daki nükleer tesislere doğrudan saldırmak yerine, İran destekli grupları hedef alarak gerilimi sınırlı tutmaya çalıştığını belirtiyor. Ancak bu strateji, İran'ın misilleme yapma ihtimalini ortadan kaldırmıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu'ndan yapılan açıklamalarda, “ABD'nin herhangi bir saldırısına sert bir şekilde karşılık verileceği” vurgulanıyor.
Bu durum, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol sevkiyatları, bölgedeki herhangi bir çatışmanın küresel ekonomiye yansıması anlamına geliyor. Petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, uluslararası piyasalarda endişe yaratıyor. Ayrıca, Rusya ve Çin'in İran ile yakın ilişkileri, bu gerilimin küresel güç dengeleri açısından da önemli sonuçları olabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkileyen bir gelişmedir. Türkiye, İran ile sınır komşusu olması hasebiyle bölgedeki istikrarsızlıktan en çok etkilenen ülkelerden biridir. Olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir ve Suriye, Irak'taki dengeleri değiştirebilir. Ankara, bu nedenle hem ABD hem İran ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışmakta, ancak son dönemde ABD'nin PKK/YPG'ye verdiği destek nedeniyle Washington ile yaşadığı güven bunalımı, bölgesel krizlerde ortak hareket etmeyi zorlaştırmaktadır. Türkiye'nin, bölgesel bir çatışmayı önlemek için Pakistan gibi arabuluculuk girişimlerinde bulunması beklenebilir.