Üniversiteden mezun olduktan sonra aylarca 'mükemmel iş' hayaliyle beklemek, birçok gencin en büyük pişmanlıklarından biri haline geliyor. Özellikle 2024 yılı itibarıyla küresel ekonomik yavaşlama ve artan işsizlik oranları, gençlerin iş bulma sürecini daha da zorlaştırmış durumda. ABD merkezli bir araştırmaya göre, mezunların %60'ı ilk işlerini bulana kadar ortalama 6 ay bekleme yaparken, bu süreçte maddi ve psikolojik baskı altında kalıyorlar. Uzmanlar, bu bekleme döneminde "doomjobbing" olarak adlandırılan, sürekli iş ilanlarını takip etme ve reddedilme korkusuyla hareket etme davranışının arttığını belirtiyor. Peki, bu hataya düşmeden nasıl sağlıklı bir iş arama süreci yürütülebilir?
Gelişmenin Arka Planı: 'Doomjobbing' Nedir ve Neden Yaygınlaştı?
"Doomjobbing", iş arayanların sürekli olarak kötü haberlerle karşılaştığı, reddedilme korkusuyla hareket ettiği ve bu nedenle pasif bir bekleyişe girdiği bir durumu tanımlıyor. Özellikle COVID-19 sonrası dijitalleşen işe alım süreçleri, gençlerin yüz yüze iletişim kurma becerilerini azaltırken, online başvuru sistemlerindeki otomatik eleme mekanizmaları da hayal kırıklığını artırıyor. Harvard Business Review'da yayımlanan bir makaleye göre, "mükemmel işi bekleme" eğilimi, iş deneyimi eksikliği olan yeni mezunlar arasında daha sık görülüyor. Bekleme süresi uzadıkça, bireylerin özgüveni düşüyor ve daha düşük kaliteli işlere yönelme olasılıkları artıyor. Oysa uzmanlar, herhangi bir işte çalışmanın, işsiz kalmaktan daha iyi olduğunu vurguluyor. Çünkü çalışmak, beceri kazandırır, network oluşturur ve özgeçmişe katkı sağlar.
Kariyer koçları, gençlerin "doomjobbing" tuzağına düşmemek için net bir zaman çizelgesi belirlemeleri ve her hafta belli sayıda başvuru yapmaları gerektiğini söylüyor. Ayrıca, reddedilme durumunda kişisel algılamamak ve geri bildirim almak da önemli. Örneğin, bir iş görüşmesinden sonra şirkete teşekkür e-postası göndermek ve başvuru süreci hakkında soru sormak, adayın akılda kalmasını sağlıyor. Mülakatlarda yapılan en büyük hatalardan biri ise, sadece şirketin adayı değerlendirmesi değil, adayın da şirketi değerlendirmesi gerektiğini unutmaktır. Bu karşılıklı süreçte, adayın kendi beklentilerini netleştirmesi ve esnek olması başarıyı artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD ve Avrupa'dan Farklı Yaklaşımlar
ABD'de genç işsizlik oranı 2024 yılında %11,4 ile son 3 yılın en yüksek seviyesine ulaşırken, Avrupa Birliği'nde bu oran %15,7 seviyesinde. Almanya'da ise mesleki eğitim sistemi sayesinde genç işsizlik oranı %6,2 gibi düşük bir seviyede. Almanya'nın başarısı, gençlerin erken yaşta iş deneyimi kazanmalarına ve kariyer planlamasına bağlanıyor. Amerika'da ise 2008 krizinden sonra birçok genç “işsizlik döngüsü”ne girerek uzun süreli işsiz kalmıştı. Bu döngü, gençlerin işgücüne katılımını azaltarak kalıcı hasar bırakıyor. Uzmanlar, gençlerin ilk işlerinde düşük ücretle başlamalarının normal olduğunu ve kariyerin ilerleyen dönemlerinde bu farkın kapandığını belirtiyor.
Özellikle teknoloji sektöründe yaşanan daralma, genç mezunlar için fırsatları kısıtlarken, hizmet sektörü ve perakende gibi alanlarda talep artıyor. Ancak birçok genç, eğitim seviyelerine uygun olmayan işleri kabul etmek istemiyor. Oysa araştırmalar, herhangi bir işte bir yıl çalışmanın, ileride daha iyi bir iş bulma olasılığını %30 artırdığını gösteriyor. Bu nedenle, kariyer danışmanları gençlere “bekleme” değil, “geçici iş” yapmalarını tavsiye ediyor. Freelance çalışma, staj veya gönüllü pozisyonlar da iyi bir alternatif olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de genç işsizlik oranı %17,4 ile AB ortalamasının üzerinde. Özellikle son iki yılda artan yaşam maliyetleri, gençleri daha düşük ücretli işlerde çalışmaya zorluyor. “Mükemmel iş” bekleme alışkanlığı, Türkiye'de de yaygın olmakla birlikte, ekonomik baskılar bu lüksü sınırlandırıyor. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) verilerine göre, işsizlik ödeneği alan her 10 gençten 4'ü, 6 aydan uzun süredir iş arıyor. Bu süreçte gençlerin psikolojik olarak yıpranması ve işgücüne katılımdan kopması, uzun vadede ülke ekonomisi için risk oluşturuyor. Uzmanlar, Türkiye'deki üniversitelerin kariyer merkezlerinin daha aktif rol alması ve staj programlarının artırılması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, girişimcilik destekleri ve mesleki eğitim kursları, gençlerin iş piyasasına adaptasyonunu kolaylaştırabilir. Sonuç olarak, küresel bir eğilim olan “doomjobbing”, Türkiye'de de genç işsizlikle mücadelede öncelikli alanlardan biri haline gelmelidir.