Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), Lübnan'ın güneyinde son bir hafta içinde 1.030'dan fazla füze atışı kaydedildiğini duyurdu. Bu gelişme, Hizbullah ile İsrail arasında 8 Ekim'den bu yana süren ve bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıyan gerilimin boyutunu gözler önüne serdi. UNIFIL, tarafları ateşkes ihlallerine son vermeleri ve fiili ateşkes hattı olan Mavi Hat'a saygı göstermeleri konusunda uyardı. Açıklama, Orta Doğu'daki mevcut krizin derinleştiği bir dönemde geldi ve uluslararası toplumun bölgede daha geniş bir savaşı önleme çabalarını zorlaştırıyor.
Çatışmanın boyutu ve sivil etkileri
UNIFIL'in haftalık raporuna göre, son yedi gün içinde Lübnan'ın güneyinden İsrail'e yönelik çok sayıda roket ve havan topu atışı gerçekleştirildi. Aynı dönemde İsrail ordusunun da Lübnan topraklarına yönelik yoğun topçu atışları ve hava saldırıları düzenlediği belirtiliyor. Bu karşılıklı ateş, 1990'lardan bu yana Lübnan-İsrail sınırında görülen en şiddetli çatışmalardan birine işaret ediyor.
BM Barış Gücü'nün verilerine göre, 1.030 fırlatmanın çoğu Hizbullah ve müttefik silahlı gruplarca gerçekleştirilirken, bazıları da Filistinli örgütlere atfedildi. Atışların büyük bir kısmı İsrail'in kuzeyindeki askeri mevzilere yönelirken, bazı füze ve insansız hava araçlarının İsrail'in derinliklerindeki şehirlere ulaştığı da kaydedildi. İsrail tarafı ise Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah altyapısını hedef aldığını, köy ve kasabalarda büyük yıkıma yol açtığını ifade etti.
Çatışmalar nedeniyle Lübnan'ın güneyinde on binlerce sivil yerinden oldu. UNIFIL, okul, hastane ve sivil yerleşimlerin vurulmasının uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlali olduğunu vurguladı. Görev gücü ayrıca, BM gözlemcilerinin sınırdaki durumu yakından izlemeye devam ettiğini ve tarafları Mavi Hat'tan çekilmeye çağırdığını belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut
UNIFIL'in verileri, Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmanın her geçen gün daha da yoğunlaştığını ve artık kontrolden çıkma riski taşıdığını gösteriyor. Lübnan'daki bu yüksek yoğunluktaki füze trafiği, İsrail'in Gazze'de Hamas'a karşı yürüttüğü askeri operasyonlarla paralel ilerliyor. Hizbullah, sınırda yürüttüğü 'destek cephesi' stratejisiyle, İsrail'i iki cephede savaşmak zorunda bırakmayı hedefliyor.
ABD ve Fransa başta olmak üzere uluslararası aktörler, taraflar arasında diplomasi ile gerilimi düşürmeye çalışıyor. Ancak şu ana kadar kalıcı bir ateşkes sağlanamamış durumda. Bu tablo, Orta Doğu'da 1973'teki Yom Kippur Savaşı'ndan bu yana görülen en geniş çaplı bölgesel çatışma riskini beraberinde getiriyor. Uzmanlar, mevcut şartlarda küçük bir kıvılcımın dahi tüm bölgeyi savaşa sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Ayrıca, çatışmanın enerji piyasalarına olumsuz yansıdığı gözlemleniyor. Doğu Akdeniz'de doğalgaz arama faaliyetlerinin güvenliği de bu gerilimden etkileniyor. Bölgedeki askeri hareketlilik, deniz ticareti ve enerji nakil hatları için risk oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu çatışmalar, Türkiye'nin güneyindeki istikrarı doğrudan etkileyen bir gelişme olarak öne çıkıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının güvenliği ve bölge ülkeleriyle olan ticari ilişkileri nedeniyle Lübnan'daki istikrara önem veriyor. Ayrıca, Türkiye'nin Kıbrıs meselesi ve Doğu Akdeniz'deki yetki alanları düşünüldüğünde, bölgedeki bir savaş durumu Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan tehdit edebilir. Türkiye, İsrail ile yaşadığı diplomatik gerilimlere rağmen, bölgesel bir savaşın çıkmaması için taraflara itidal çağrısında bulunuyor ve insani yardım çabalarında aktif rol oynuyor.