Ugandalı çiftçiler, Doğu Afrika Ham Petrol Boru Hattı (EACOP) projesinin Birleşik Krallık'ta kayıtlı şirketi aleyhine Londra Yüksek Mahkemesi'nde dava açtı. Kitlesel fonlamayla finanse edilen dava, EACOP Ltd'nin Uganda yasalarına uymasını ve hattın geçtiği bölgelerdeki toplulukların haklarını korumasını talep ediyor. İklim aktivistleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenen dava, East African Crude Oil Pipeline projesinin çevresel ve sosyal etkilerine karşı hukuki mücadelenin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.
Projenin arka planı ve hukuki dayanak
Uganda ve Tanzanya sınırları içinde inşa edilen 1.443 kilometrelik boru hattı, 2021'den beri tartışmaların odağında. Uganda'daki Albert Gölü bölgesinde çıkarılacak petrolün Tanzanya'nın Tanga limanına taşınmasını hedefleyen projeye, Fransız TotalEnergies ve Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) öncülük ediyor. Ancak hattın geçtiği bölgelerde binlerce çiftçinin arazisine el konulduğu, doğal yaşam alanlarının tahrip edildiği ve yerel halkın yeterli tazminat alamadığı yönünde ciddi iddialar bulunuyor. Davada, EACOP Ltd'nin Uganda şirketler hukuku ve çevre mevzuatı kapsamında bağlayıcı yükümlülüklerini yerine getirmediği, ayrıca boru hattının iklim değişikliğiyle mücadele hedefleriyle çeliştiği savunuluyor.
Uganda hükümeti ise projeyi ekonomik kalkınma için hayati bir adım olarak görüyor. Petrol gelirlerinin ülkenin GSYH'sine önemli katkı sağlayacağını, istihdam yaratacağını ve enerji arzını güvence altına alacağını belirtiyor. Ancak aktivistler, boru hattının 2030'a kadar 379 milyon ton karbondioksit salımına yol açacağını ve çevresel tahribatın ekonomik faydayı gölgede bıraktığını iddia ediyor. Dava, Uganda'nın iç hukuk yollarının tüketildiği ve uluslararası hukuka başvurulduğu bir sürecin parçası olarak dikkat çekiyor.
Küresel boyut ve iklim kriziyle bağlantı
EACOP, yalnızca Doğu Afrika'nın değil, dünyanın en büyük petrol yatırımlarından biri olarak kabul ediliyor. Projeye Avrupa ve ABD'den sağlanan finansal destek, iklim taahhütleriyle çeliştiği için tartışma yaratıyor. Özellikle Fransa merkezli TotalEnergies'in projede lider rol alması, Fransız mahkemelerine taşınan davalara da yol açmıştı. Birleşik Krallık'taki dava ise hukuki cephenin genişlediğini ve boru hattı karşıtı mücadelenin küresel ölçeğe yayıldığını gösteriyor. Uluslararası Af Örgütü, Greenpeace ve Oxfam gibi sivil toplum kuruluşları, projenin durdurulması için kampanyalar yürütüyor.
Boru hattının inşası halinde Uganda ve Tanzanya'nın fosil yakıt bağımlılığının artacağı, Paris İklim Anlaşması hedeflerinin zedeleneceği ve bölgedeki biyolojik çeşitliliğin geri dönülemez şekilde zarar göreceği belirtiliyor. Uzmanlar, davanın sonucunun yalnızca Uganda için değil, benzer mega projeler için de emsal teşkil edebileceğini vurguluyor. Londra'daki mahkemenin kararı, Birleşik Krallık merkezli şirketlerin yurtdışındaki faaliyetlerinde ana ülke hukukuna ne ölçüde tabi olduğu sorusunu da gündeme taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
EACOP davası, Türkiye'nin enerji politikaları ve Afrika kıtasındaki yatırımları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Doğu Afrika'da altyapı ve enerji projelerine ilgisini artırmış, Uganda ve Tanzanya ile ticari ilişkilerini geliştirmiştir. Boru hattına yönelik hukuki itirazların bölgesel enerji yatırım ortamını etkilemesi muhtemeldir. Ayrıca, Türk şirketlerinin yurtdışında benzer çevresel ve sosyal sorumluluk davalarıyla karşılaşması durumunda bu dava örnek teşkil edebilir. Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında fosil yakıt yatırımlarına yaklaşımı da bu gelişmeler ışığında yeniden değerlendirilebilir. Kısacası, dava bölgesel enerji dinamiklerini ve ulusötesi hukuk uygulamalarını etkileyebilecek potansiyele sahiptir.