Tunus'ta siyasi kriz derinleşirken, Nahda Hareketi lideri ve eski Meclis Başkanı Raşid Gannuşi, 2016 yılında kendisine verilen Gandhi Barış ve Hoşgörü Ödülü'nü terörle bağlantılı bir örgüte bağışladığı gerekçesiyle yargılandığı davada 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tunus adli makamlarından yapılan açıklamada, kararın kesin olduğu ve temyiz yolunun kapalı olduğu belirtildi. Gannuşi, halihazırda başka davalardan da yargılanmakta olup, bu ceza ülkedeki siyasi baskıların arttığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı: Barış ödülü tartışmaları
Raşid Gannuşi, 2016 yılında Hindistan hükümeti tarafından verilen Gandhi Barış ve Hoşgörü Ödülü'ne layık görülmüştü. Ödül, Tunus'ta 2011 Arap Baharı sonrası demokratik geçiş sürecindeki rolü nedeniyle verilmişti. Ancak Gannuşi, ödülle birlikte gelen 100 bin dolarlık nakdi, Filistin davasına destek amacıyla bir yardım kuruluşuna bağışladığını açıkladı. Tunus savcılığı, söz konusu kuruluşun terör örgütü El Kaide ile bağlantılı olduğunu iddia ederek soruşturma başlattı. Gannuşi ise suçlamaları reddederek, bağışın tamamen insani amaçlı olduğunu ve kendisinin terörle hiçbir ilgisinin bulunmadığını savundu. Dava süreci boyunca Gannuşi'nin avukatları, yargılamanın siyasi olduğunu ve Cumhurbaşkanı Kays Said'in muhalefeti sindirme politikasının bir parçası olduğunu öne sürdü.
Bölgesel ve küresel boyut
Gannuşi'nin cezalandırılması, sadece Tunus'ta değil, tüm Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da yankı uyandırdı. Nahda Hareketi, Arap Baharı sonrası Tunus'ta demokratik sürecin en önemli aktörlerinden biriydi. 2019 yılında yapılan seçimlerde Nahda'nın kazandığı zaferin ardından Gannuşi, meclis başkanı seçilmişti. Ancak 2021 yılında Cumhurbaşkanı Kays Said'in olağanüstü yetkilerle meclisi feshetmesi ve anayasa değişikliğine gitmesiyle birlikte ülkede otoriterleşme eğilimi arttı. Batılı ülkeler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Tunus'taki yargılamaların siyasi saikler taşıdığını ve muhalefeti susturmaya yönelik olduğunu belirterek endişelerini dile getiriyor. Bu gelişme, bölgede Müslüman Kardeşler benzeri hareketlere yönelik baskının bir devamı olarak görülüyor. Mısır'da 2013 darbesinden sonra Müslüman Kardeşler'in tasfiye edilmesi, Tunus'ta da benzer bir sürecin işlediği yorumlarına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Kuzey Afrika politikası açısından önem taşımaktadır. Türkiye, Arap Baharı sonrası Tunus'taki demokratik süreci desteklemiş ve Nahda Hareketi ile ilişkilerini geliştirmişti. Gannuşi'nin hapis cezası, Türkiye'nin bölgedeki müttefiki olarak gördüğü siyasi hareketlerin baskı altına alınması anlamına geliyor. Ankara, Tunus'ta demokrasi ve hukukun üstünlüğünün korunması çağrısında bulunabilir. Ayrıca, bu durum Türkiye'nin Libya ve Doğu Akdeniz'deki nüfuz mücadelesinde Tunus'un konumunu da etkileyebilir. Kays Said yönetiminin artan otoriterleşmesi, Türkiye'nin bölgede manevra alanını daraltabilecek bir faktör olarak değerlendirilebilir.