Eski ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık süresince ve sonrasında izlediği politikalarla “bir kişinin yönetimi” kavramını somutlaştırdı. Tom Engelhardt’ın The Intercept için kaleme aldığı özel yazı, Trump’ın yürütme erki üzerindeki mutlak hakimiyetini ve bunun Amerikan demokrasisi üzerindeki etkilerini ele alıyor. Trump’ın başkanlık döneminde, federal kurumların bağımsızlığı zayıfladı, yargı ve medya üzerindeki baskı arttı. Bu yazı, 2024 seçimlerine giderken Trump’ın yeniden gündeme gelen “tek adam” yönetimi modelini ve bunun bölgesel sonuçlarını analiz ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Trump’ın Yönetim Anlayışı
Trump, başkanlık görevini devraldığı 2017’den itibaren geleneksel yürütme erki kurallarını yıktı. Kendi kabine üyelerini sık sık değiştirdi, Kongre’nin denetim yetkisini hiçe saydı ve federal bütçeyi kendi önceliklerine göre yönlendirdi. Örneğin, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu’nu (ICE) siyasi bir araç olarak kullandı, çevre düzenlemelerini rafa kaldırdı ve uluslararası anlaşmalardan tek taraflı çekildi. Engelhardt’a göre Trump, liyakat yerine sadakati ön plana çıkararak bir tür “patrimonyal” yönetim kurdu. Bu durum, ABD’nin klasik bürokratik yapısını sarstı ve kurumsal hafızanın zayıflamasına yol açtı.
Trump’ın görevden ayrılmasından sonra bile etkisi sürdü. 2024 seçimlerine giderken, partisi içindeki hakimiyeti tartışılmaz hale geldi. Engelhardt, bu durumun Amerikan siyasetinde “lider kültü”nü pekiştirdiğini ve muhalif seslerin susturulmasına neden olduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu “tek adam” yönetimi modeli, ABD’nin dış politikasında da kendini gösterdi. Trump döneminde NATO müttefikleriyle ilişkiler gerildi, İran’la nükleer anlaşma feshedildi ve Çin’le ticaret savaşı başlatıldı. Engelhardt, bu politikaların küresel ittifak sistemini zedelediğini ve ABD’nin güvenilirliğini sorgulattığını belirtiyor. Özellikle Orta Doğu’da, İsrail ile ilişkilerin güçlenmesi ve İran’a yönelik maksimum baskı politikası, bölgede dengeleri değiştirdi. Trump’ın bu tek taraflı hamleleri, diğer ülkelerin de benzer bir otoriterleşme eğilimine girmesine ilham verdi.
Engelhardt’ın yazısı, Trump sonrası ABD’de bu modelin bir “yeni normal” haline gelme riskine dikkat çekiyor. Eğer Trump ikinci bir dönem elde ederse, başkanlık yetkilerinin daha da genişleyebileceği öngörülüyor. Bu durum, demokratik denge ve denetim mekanizmalarının kalıcı olarak hasar görmesi anlamına gelebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmese de, ABD’deki “tek adam” yönetimi modeli küresel bir trendin parçası. Trump’ın izolasyonist ve milliyetçi politikaları, Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki konumunu dolaylı olarak etkiliyor. NATO dayanışmasının zayıflaması, Türkiye’nin güvenlik politikalarında daha bağımsız adımlar atmasına neden olabilir. Ayrıca, bu otoriterleşme eğiliminin dünya genelinde yayılması, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları konularında hassasiyet gösteren aktörlerle olan ilişkilerini şekillendirebilir. Kısacası, Trump’ın yönetim modeli sadece ABD’yi değil, küresel siyasi atmosferi de değiştiriyor; Türkiye bu yeni denklemde kendi rotasını bulma mücadelesi veriyor.