İsrail ordusu, İtalya’nın başkenti Roma’da gerçekleştirilen diplomatik görüşmelerin hemen ardından Güney Lübnan’a yönelik hava saldırılarını önemli ölçüde artırdı. Yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre, Nebatiye ve Bint Cubeyl bölgeleri yoğun şekilde bombalanırken, Beyrut’un güney varoşlarında insansız hava araçlarının (İHA) uçuş gerçekleştirdiği bildirildi. Bu gelişme, bölgede tansiyonun yeniden yükseldiğine işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
Roma’daki görüşmeler, uluslararası toplumun İsrail-Lübnan sınırındaki gerilimi azaltma çabalarının bir parçası olarak düzenlenmişti. Ancak görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkmaması üzerine İsrail ordusunun, Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyindeki varlığına karşı saldırılarını yoğunlaştırdığı anlaşılıyor. İsrail yetkilileri, hava saldırılarının Hizbullah’ın askeri altyapısını hedef aldığını ve sivil kayıpları en aza indirmek için hassas silahlar kullanıldığını iddia ediyor. Ancak Lübnanlı yetkililer, saldırılarda sivillerin de zarar gördüğünü ve altyapının ağır hasar aldığını belirtiyor.
Nebatiye bölgesi, özellikle son haftalarda İsrail hava saldırılarının odak noktası haline gelmiş durumda. Bölgede yaşayanlar, patlama seslerinin kesintisiz devam ettiğini ve birçok evin yıkıldığını ifade ediyor. Bint Cubeyl ise İsrail-Lübnan sınırına yakınlığı nedeniyle stratejik bir konuma sahip. İsrail ordusunun bu bölgedeki saldırıları, kara harekâtına zemin hazırlama amacı taşıyor olabilir. Ayrıca, Beyrut’un güney varoşlarında İHA’ların uçurulması, İsrail’in Lübnan’ın başkentine yönelik tehdidini artırdığını gösteriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İsrail’in Lübnan’a yönelik bu yeni saldırı dalgası, bölgesel güç dengelerini değiştirme potansiyeli taşıyor. Bir yandan ABD ve Avrupa Birliği, İsrail-Lübnan sınırında sükûnetin korunması çağrısı yaparken, diğer yandan İran destekli Hizbullah’ın olası bir misillemesi, bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskini artırıyor. Suriye’deki iç savaşın yansımalarıyla zaten kırılgan olan Lübnan, ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla da boğuşuyor. Bu nedenle, İsrail’in askeri operasyonları, Lübnan’ın zaten kırılgan olan yapısını daha da derin bir krize sürükleyebilir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin konuyla ilgili acil toplantı çağrıları henüz somut bir adıma dönüşmüş değil.
Roma görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması, uluslararası diplomasinin bölgede ne kadar etkisiz kaldığını bir kez daha gösterdi. Fransa ve İtalya’nın arabuluculuk çabalarına rağmen taraflar arasında bir uzlaşı sağlanamaması, çatışmanın daha da tırmanma olasılığını artırıyor. İsrail’in güvenlik endişeleri ve Hizbullah’ın askeri varlığı arasındaki denge, diplomatik çözümü zorlaştıran temel faktör olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail’in Güney Lübnan’daki saldırıları, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye’nin Lübnan’daki ekonomik yatırımlarını ve insani yardım faaliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, olası bir mülteci akını, Türkiye’nin zaten ağır olan sığınmacı yükünü daha da artırabilir. Ankara, İsrail’in orantısız güç kullanımını kınarken, Hizbullah’ın varlığına karşı dengeli bir tutum sergilemeye çalışıyor. Türkiye, bölgesel barış için diplomatik girişimlerde bulunabilir ve sivil kayıpların önlenmesi çağrısı yapabilir.