Yirmi yıl önce ABD'li askeri yetkililer, terör örgütlerinin yayınladığı 'şiddet videolarını' (snuff film) ahlaksız ve kınanması gereken bir propaganda aracı olarak tanımlarken, bugün aynı ülkenin üst düzey yöneticileri ve eski Başkan Donald Trump'ın ekibi, bu tür grafik içerikleri kendi sosyal medya hesaplarında paylaşmaktan çekinmiyor. The Intercept'te yayınlanan bir analiz, Trump yönetiminin sansürsüz ve sansasyonel görüntülere olan takıntısının, Amerikan medya ve siyaset kültüründe nasıl bir dönüşüme yol açtığını gözler önüne seriyor.
20 yıl önceki standartlar ve bugünkü çifte standart
2000'li yılların başında, El Kaide ve diğer cihatçı grupların rehin aldıkları kişileri infaz ettikleri videolar, Batı medyasında genellikle yayınlanmazdı. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon, bu görüntülerin terör propagandasına hizmet ettiği gerekçesiyle yayınlanmasını engellemek için medya kuruluşlarına baskı uygulardı. Ancak Trump döneminde bu tablo tamamen tersine döndü. Eski Başkan'ın en yakın danışmanları, özellikle sosyal medyada, şiddet içerikli paylaşımları normalleştirdi. Hatta Trump'ın kendisi, 2019'da Suriye'deki bir IŞİD saldırısına ait olduğu iddia edilen bir videoyu kendi Twitter hesabında paylaşmıştı. Bu paylaşım, hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler arasında büyük tepki çekmişti.
Analizde, Trump yönetiminin bu tutumunun sadece bir 'görüntü politikası' sorunu olmadığı, aynı zamanda uluslararası hukuk ve insan hakları normlarını da ihlal ettiği vurgulanıyor. 1949 Cenevre Sözleşmeleri, savaş esirlerinin ve sivillerin onurunu korumayı amaçlarken, bu tür videoların yayılması, mağdurların yakınlarına saygısızlık anlamına geliyor. Uzmanlar, bu dönüşümün Amerikan kamuoyunun şiddete karşı duyarsızlaşmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Terör propagandasına yeni bir boyut
Trump yönetiminin bu tutumu, sadece ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel terörle mücadele stratejilerini de etkiliyor. Terör örgütleri, şiddet videolarını propaganda ve korku yayma amacıyla kullanırken, ABD'li yetkililerin bu tür içerikleri paylaşması, terör örgütlerine meşruiyet kazandırma riski taşıyor. Özellikle Orta Doğu'da, ABD'nin bu tutumu, yerel kamuoyunda güven kaybına neden olabilir. Ayrıca, sosyal medya platformlarının şiddet içerikli paylaşımları denetleme politikaları da bu durumdan olumsuz etkileniyor. Örneğin, Facebook ve Twitter, Trump'ın paylaşımlarına müdahale etmekte zorlanırken, bu tür içeriklerin yayılmasına karşı daha sıkı önlemler almaları gerektiği gündeme geliyor.
Öte yandan, bu tür videoların siyasi bir araç olarak kullanılması, ABD'nin müttefikleri arasında da rahatsızlık yaratıyor. Avrupalı diplomatlar, bu durumun terörle mücadelede ortak bir çizgi belirlemeyi zorlaştırdığını ifade ediyor. NATO içinde de, bilgi paylaşımı ve propaganda konularında yeni kılavuz ilkeler belirlenmesi gerektiği tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yıllardır PKK ve IŞİD gibi terör örgütlerinin şiddet içerikli propagandalarıyla mücadele eden bir ülke olarak, ABD yönetiminin bu tutumunu endişeyle izlemektedir. Türkiye'nin ulusal güvenliği açısından, bu tür videoların normalleştirilmesi, terör örgütlerinin meşruiyet kazanmasına ve yeni üye devşirmesine yol açabilir. Ayrıca, Türk medyasında da benzer bir duyarsızlaşma riski bulunmaktadır. Türkiye'nin, bu konuda uluslararası platformlarda daha etkin bir rol oynaması ve şiddet içerikli propagandaya karşı ortak bir duruş geliştirilmesi için çaba göstermesi beklenmektedir.