Eski ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmada yapay zekâ (AI) terimini yeniden tanımlamayı önerdi ve 'süper zekâ' (superintelligence) kavramını sahiplendi. Trump'ın bu hamlesi, 2014 yılında filozof Nick Bostrom'un aynı adlı kitabıyla gündeme gelen ve yapay zekânın insanlık için varoluşsal riskler taşıdığını savunan tartışmayı yeniden alevlendirdi. Trump'a yakın Silikon Vadisi çevreleriyle yaptığı görüşmelerin, teknoloji politikalarında radikal bir dönüşüm sinyali verdiği belirtiliyor.
Yapay Zekâ Tanımında Kimin Sözü Geçiyor?
Trump, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında yapay zekânın 'insanlığın en büyük tehdidi' olabileceğini söyleyerek, terimin yeniden tanımlanması gerektiğini savundu. Ancak konuşmasında net bir tanım yapmaktan kaçındı. Bu belirsizlik, Trump'ın danışmanları arasında farklı görüşlerin olduğunu gösteriyor. Özellikle Elon Musk ve Peter Thiel gibi isimlerin etkisiyle, yapay zekâ düzenlemelerinde 'özgürlükçü' bir yaklaşımın benimsenebileceği konuşuluyor.
2014'te Nick Bostrom, 'Superintelligence: Paths, Dangers, Strategies' kitabında, insan seviyesini aşan bir yapay zekânın kontrol edilemez hale gelebileceğini ve insanlığın sonunu getirebileceğini yazmıştı. Bostrom'un uyarıları o dönem akademik çevrelerde yankı bulmuş, ancak siyasi liderler tarafından pek ciddiye alınmamıştı. Trump'ın şimdi bu terimi kullanması, Bostrom'un öngörülerinin siyasi bir araca dönüştüğünü gösteriyor.
Trump'ın yapay zekâ konusundaki tutumu, başkanlığı döneminde imzaladığı 'American AI Initiative' ile başlamıştı. O dönemde ABD, yapay zekâ araştırmalarına fon ayırırken, Çin ile teknoloji yarışında geri kalmamayı hedefliyordu. Şimdi ise Trump, düzenlemeleri gevşeterek ABD'nin teknoloji liderliğini sürdürmesini savunuyor. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği'nin yapay zekâ yasası gibi katı düzenlemelerden uzaklaşan bir çizgi.
Küresel Yapay Zekâ Yarışında Yeni Denge
Trump'ın BM'deki çıkışı, küresel yapay zekâ yönetişimi tartışmalarında yeni bir dönemi işaret ediyor. ABD, Çin ve AB arasında süregelen teknoloji rekabetinde, yapay zekâ standartlarını belirleme mücadelesi kızışıyor. Çin, 2023'te yapay zekâ düzenlemeleri konusunda adımlar atarken, AB ise 'AI Act' ile risk bazlı bir çerçeve oluşturdu. Trump'ın 'süper zekâ' vurgusu, ABD'nin bu alanda daha agresif ve düzenlemesiz bir yol izleyebileceğini gösteriyor.
Uzmanlar, yapay zekânın askeri kullanımı, gözetim teknolojileri ve otomasyonun iş gücü üzerindeki etkileri gibi konularda uluslararası işbirliğinin zayıflayabileceği uyarısında bulunuyor. Trump'ın söylemi, yapay zekâyı bir tehdit olarak değil, bir üstünlük aracı olarak gören bir yaklaşımı yansıtıyor. Bu da gelecekte yapay zekâ kaynaklı krizlerde ortak çözüm bulmayı zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yapay zekâ alanında hem fırsatları hem de riskleri dengelemek zorunda. ABD'nin düzenlemeleri gevşetmesi, Türkiye'nin kendi yapay zekâ stratejisini etkileyebilir. Türkiye, 2021'de Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi'ni açıklamış ve 2025'e kadar yol haritası belirlemişti. Ancak ABD'nin 'süper zekâ' odaklı yaklaşımı, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile uyumlu düzenlemeler yapma çabasını zorlaştırabilir. Ayrıca, askeri yapay zekâda atılan adımlar, Türkiye'nin savunma sanayii için yeni işbirlikleri veya rekabet alanları yaratabilir. Türkiye'nin, hem NATO içinde hem de bölgesel düzeyde yapay zekâ yönetişiminde aktif rol alması kritik.