ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında Eylül ayında gerçekleştirilmesi planlanan zirveye atıfta bulunarak, bu toplantının ana gündem maddesinin Çin'in daha önce verdiği ticari taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesi olacağını açıkladı. Greer, zirvenin en önemli çıktısının ABD-Çin ilişkilerinde istikrarın korunması olduğunu vurguladı. İki süper güç arasında son dönemde tırmanan ticaret gerilimleri, küresel piyasalarda belirsizliğe yol açarken, bu zirve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Gelişmenin arka planı
ABD-Çin ticaret savaşı, Trump yönetiminin Çin'den yapılan ithalata yönelik artan gümrük tarifeleriyle derinleşmişti. Çin de misilleme olarak ABD mallarına yönelik vergileri artırmış, bu durum küresel tedarik zincirlerinde aksamalara neden olmuştu. Geçtiğimiz aylarda yapılan müzakerelerde Çin, bazı sektörlerde pazar açma, fikri mülkiyet haklarını koruma ve teknoloji transferi uygulamalarını değiştirme taahhütlerinde bulunmuştu. Greer, bu taahhütlerin ne ölçüde yerine getirildiğinin Eylül zirvesinde masaya yatırılacağını belirtti. Ayrıca, ABD'nin bu taahhütlerin uygulanmasını izlemek için bir mekanizma oluşturulmasını talep ettiği de kaydediliyor. Uzmanlar, Çin'in taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda ABD'nin yeni tarifeler veya başka ticari kısıtlamalar devreye sokabileceği uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, Çin ekonomisinin yavaşlaması ve iç talepteki zayıflık, Pekin yönetimini ticaret savaşında daha esnek bir tutum almaya itiyor. Ancak Çin, ABD'nin talep ettiği yapısal reformların bir kısmına hala direnç gösteriyor. Zirve öncesinde iki taraf arasında düşük seviyeli görüşmeler devam ederken, asıl belirleyici toplantının Trump ve Xi arasında yapılması bekleniyor. Bu toplantının yeri ve tarihi henüz netleşmedi, ancak Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında veya başka bir vesileyle bir araya gelmeleri olası.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD-Çin ticaret savaşının etkileri yalnızca iki ülkeyle sınırlı kalmıyor; küresel ekonomik büyüme, ticaret akışları ve finansal piyasalar üzerinde doğrudan etkili. Uluslararası Para Fonu (IMF), ticaret gerilimlerinin 2024 yılında küresel GSYİH büyümesini 0.5 puan kadar azaltabileceği uyarısında bulunmuştu. Özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ihracat odaklı ekonomiler (Güney Kore, Tayvan, Vietnam gibi) bu gerilimden olumsuz etkileniyor. Tedarik zincirlerinin Çin'den diğer Asya ülkelerine kayması, bölgedeki ekonomik dengeleri değiştiriyor. Ayrıca, ABD-Çin rekabeti teknoloji, yapay zeka ve 5G gibi alanlarda da kendini gösteriyor. Zirvenin sonucu, sadece ticari değil, aynı zamanda jeopolitik istikrar açısından da belirleyici olacak. İki ülke arasında bir anlaşmaya varılması, Avrupa ve gelişmekte olan piyasalarda olumlu yankı bulurken, tansiyonun yükselmesi küresel risk iştahını olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin ticaret savaşı, Türkiye ekonomisini dolaylı ancak önemli ölçüde etkilemektedir. Öncelikle, küresel ticaretteki daralma Türkiye'nin ihracat pazarlarını olumsuz etkileyebilir. Çin'e yapılan ihracat ve Çin'den ithal edilen ara malların maliyeti, ticaret savaşının gidişatına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Ayrıca, ABD-Çin rekabeti, Türkiye'nin enerji, savunma ve teknoloji alanlarında izlediği bağımsız dış politika stratejisini zorlayabilir. Özellikle Huawei gibi Çinli teknoloji şirketlerine yönelik ABD yaptırımları, Türkiye'nin 5G altyapı yatırımlarını etkileyebilir. Öte yandan, ticaret savaşından kaçan yabancı yatırımların Türkiye'ye yönelmesi olasılığı da bulunmaktadır. Türkiye, bu süreçte hem ABD hem Çin ile dengeli ilişkiler kurarak fırsatları değerlendirmeye çalışmalıdır.