Ukrayna'nın güneydoğusunda bulunan ve 2022'den beri Rus işgali altında olan Zaporijya Nükleer Santrali, tamamen kesilen dış elektrik bağlantıları nedeniyle dizel jeneratörlerle çalışır duruma geçti. Santralde yalnızca 10 günlük dizel yakıt stoğu kaldığı bildirilirken, bu durum hem soğutma sistemleri için hem de bölgedeki radyasyon güvenliği açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) yetkilileri, bu durumun büyük bir nükleer kazaya yol açabileceğini ve acil müdahale gerektirdiğini vurguluyor.
Santralin elektriksiz kalması: Son durum ve gelişmeler
Zaporijya Nükleer Santrali, Avrupa'nın en büyük nükleer tesisi olma özelliğine sahip; 1000 megavat kapasiteli altı reaktörüyle Ukrayna'nın enerji üretiminin önemli bir kısmını karşılıyordu. Ancak, Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı işgalden sonra santralın elektrik üretimi durduruldu ve tesis Rus güçlerinin kontrolüne geçti. O tarihten bu yana santral, soğutma ve diğer güvenlik sistemleri için dış elektriğe bağımlı şekilde işletiliyor. Ancak son dönemde Rus hava saldırıları ve çatışmalar nedeniyle şebeke bağlantıları defalarca kesildi. Bugün itibarıyla santral, yedek dizel jeneratörlere geçmiş durumda; ancak yakıt rezervleri sınırlı. IAEA'ya göre, jeneratörler günde yaklaşık 20 ton dizel tüketiyor ve mevcut stok ancak 10 gün dayanabilecek düzeyde. Eğer yakıt zamanında sağlanamaz ve elektrik hatları onarılamazsa, santraldeki yakıt çubuklarının soğutulamaması sonucu erime riski gündeme gelebilir. Bu durum, 1986'daki Çernobil felaketinden daha büyük bir nükleer faciaya yol açabilecek potansiyel bir tehdit olarak değerlendiriliyor.
Bölgedeki çatışmalar ve nükleer güvenlik riskleri
Zaporijya Nükleer Santrali, savaşın başından beri bölgedeki çatışmaların merkezinde yer alıyor. Hem Ukrayna hem de Rusya birbirlerini santrali hedef almakla suçluyor. Geçtiğimiz aylarda santral sahasını çevreleyen bölgelerde düzenlenen topçu saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) hücumları, tesisin güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında. IAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, yaptığı açıklamada, "Bir nükleer tesisin, askeri operasyonların hemen yakınında bulunması kabul edilemez. Bu durum sadece Ukrayna ve Rusya'yı değil, tüm Avrupa'yı etkileyebilecek bir radyasyon yayılma riski doğuruyor" dedi. Uluslararası toplum, santral etrafında askeri gerilimin azaltılması için çağrılarda bulunsa da, şu ana kadar kalıcı bir güvenlik bölgesi oluşturulamadı. Ayrıca santralin işletilmesinde görev alan personel üzerindeki baskılar da devam ediyor. Ukraynalı yetkililer, Rus güçlerinin santral personelini fidye ve tehditlerle iş birliğine zorladığını iddia ediyor. Bu da operasyonel güvenliği daha da kırılgan bir hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Zaporijya Nükleer Santrali'ndeki kriz, Türkiye için de yakından takip edilmesi gereken bir gelişme. Türkiye, Karadeniz'e kıyısı olan bir ülke olarak olası bir nükleer kazanın sonuçlarından doğrudan etkilenebilecek coğrafi bir konumda. Radyasyon sızıntısı halinde özellikle Karadeniz'in kuzey sahilleri risk altına girebilir. Ayrıca Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuk rolü üstlenen Türkiye, bu krizde de diyalog zemini oluşturma girişimlerinde bulunabilir. Nükleer güvenlik konusunda uluslararası iş birliğinin önemini vurgulayan Türkiye, bölgede istikrarın sağlanması için inisiyatif alabilir. Enerji arz güvenliği açısından da yaşanabilecek olası bir kriz, küresel enerji fiyatlarını etkileyebilir; bu da Türkiye'nin dışa bağımlılığını artırıcı bir faktör olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla Ankara'nın bu süreçte hem diplomatik hem de güvenlik mekanizmalarını devreye sokması anlamlı olacaktır.