Batı Şeria'nın kuzeyindeki Jenin kenti, İsrail'in yoğun askeri operasyonları ve yıkımlarının ardından yerinden edilen binlerce Filistinli için giderek daha yaşanmaz bir hale geliyor. Bir zamanlar ekonomik canlılığıyla bilinen mülteci kampı, şimdi enkaz yığınları ve çaresizlikle dolu. Randa adlı bir kadın, misafirlerini gülümseyerek karşılıyor ancak bu gülümsemenin ardında tarifsiz bir üzüntü gizli. Bir zamanlar girişimci olarak başarısıyla övünen Randa, şimdi küçük bir odada sekiz kişiyle yaşıyor. Onun hikayesi, Jenin'de yaşanan insani trajedinin sadece bir yüzü.
Jenin'de Günlük Yaşamın Çöküşü
İsrail güçlerinin Mayıs ayından bu yana gerçekleştirdiği geniş çaplı operasyonlar, Jenin mülteci kampının büyük bölümünü yerle bir etti. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) verilerine göre, kamp nüfusunun yaklaşık %80'i yerinden edildi. Evler, altyapı ve iş yerlerinin yok olması, bölgedeki insani krizi derinleştiriyor. Randa, 'Bir zamanlar geniş bir evimiz vardı, kendi işimizi kurmuştuk. Şimdi ne evimiz ne de işimiz var. Sadece bir odada yaşamaya çalışıyoruz ama bu bile bir lüks' diyor. Yaşam koşulları her geçen gün kötüleşiyor; temiz su, gıda ve sağlık hizmetlerine erişim neredeyse imkansız hale geldi.
Jenin'deki durum, yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı değil. Psikolojik travma, özellikle çocuklar arasında derin yaralar açıyor. İsrail askerlerinin gece baskınları, sürekli artan güvenlik baskısı ve geleceğe dair umutsuzluk, halkın günlük yaşamının bir parçası haline gelmiş durumda. Yerel sağlık görevlileri, travma sonrası stres bozukluğu vakalarında belirgin bir artış olduğunu bildiriyor. Ancak çatışmanın ortasında psikolojik destek hizmetleri neredeyse tamamen çökmüş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Artan Tansiyon ve Uluslararası Tepkiler
Jenin'deki kriz, Filistin topraklarının tamamında yaşanan işgal ve yerinden edilme politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim birimlerini genişletme çabaları ve Filistinlilere yönelik sistematik baskı, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, İsrail'in operasyonlarını uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor. Ancak ABD'nin İsrail'e verdiği güçlü destek, bu eleştirilerin sadece sözlü kalmaya mahkum olabileceğini gösteriyor.
Jenin'de yaşananlar, Filistin-İsrail çatışmasının kronikleşen bir döngüsünün parçası. Şiddetin tırmanması, iki devletli çözüm umutlarını her geçen gün daha da zayıflatıyor. Bölgedeki tansiyon, yalnızca Filistin toplumunu değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Özellikle Ramazan ayında gerilimin artması ve kutsal mekanlarda yaşanabilecek yeni çatışmalar, bölgesel bir yangının fitilini ateşleyebilir. Bu yüzden Jenin'deki insani durum, sadece yerel bir mesele değil; küresel barış ve istikrar için de kritik bir önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Jenin'de yaşanan insani dram, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği geleneksel desteğe yeni bir boyut kazandırıyor. Ankara, İsrail'in Batı Şeria'daki operasyonlarını defalarca kınamış ve Filistinli mültecilere insani yardım sağlanması için girişimlerde bulunmuştur. Türkiye, UNRWA'ya yaptığı katkılarla Filistinli mültecilerin yanında yer almaya devam ediyor. Ancak bu tür krizlerin önlenmesi için uluslararası toplumun daha etkili adımlar atması gerektiği açıktır. Türkiye'nin bölgedeki nüfuzu ve Filistin halkıyla kurduğu güçlü bağlar, kalıcı bir çözüm için arabuluculuk çabalarında önemli bir rol oynayabilir. Bu bağlamda Ankara'nın, iki devletli çözüm temelinde uluslararası girişimlere öncülük etme potansiyeli bulunuyor.