Eski Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) önünde yargılanması, uluslararası hukuk açısından bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Duterte’nin uyuşturucuyla mücadele adı altında binlerce kişinin ölümüne yol açan politikaları, devlet destekli cinayetlerin ötesinde ‘insanlığa karşı suç’ olarak nitelendirilirken, bu dava benzer uygulamalarıyla gündeme gelen eski ABD Başkanı Donald Trump için de emsal teşkil ediyor. Trump’ın 2017-2021 yılları arasında Yemen’deki Husilere yönelik saldırıları ve göçmen politikaları, uluslararası hukuk çevrelerinde ‘tekne saldırıları’ olarak anılan operasyonlarla birlikte ele alınıyor.
Duterte Davası ve Uluslararası Hukukta Emsal
Rodrigo Duterte, 2016-2022 yılları arasında yürüttüğü uyuşturucuyla mücadele operasyonlarında 30 bine yakın kişinin öldürüldüğü iddialarıyla ICC’de yargılanıyor. Mahkeme, Duterte’nin bu operasyonları ‘sistematik ve yaygın’ bir şekilde yürüttüğünü, yargısız infazlar ve işkence gibi insanlığa karşı suçlar işlediğini belirtiyor. Bu dava, devlet başkanlarının yargılanmasında bir dönüm noktası olarak görülürken, uluslararası hukukçulara göre ABD gibi büyük güçlerin liderlerinin de benzer suçlamalarla karşılaşabileceği sinyalini veriyor. Özellikle Trump yönetiminin Yemen’deki askeri operasyonları ve sınır dışı politikaları, sivil ölümlerine ve insani krizlere yol açması nedeniyle eleştiriliyor.
ICC’nin Duterte karşısında aldığı bu cesur tutum, uluslararası toplumda devlet yetkililerinin dokunulmazlık zırhının delindiği yönünde yorumlanıyor. Ancak ABD’nin ICC’yi tanımaması ve Kongre’nin mahkemeye yönelik yaptırımları, Trump’ın yargılanmasının önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Yine de insan hakları örgütleri, kamuoyu baskısı ve uluslararası hukuk dinamiklerinin bu tür davaları gündeme taşıyabileceğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Güç Dengesi ve Sorumluluk
Trump döneminde Yemen’de gerçekleştirilen 200’den fazla hava saldırısı, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun sivil hedefleri vurmasına ve 17 bini aşkın sivilin ölümüne yol açtı. Bu saldırılar, uluslararası insancıl hukukun ihlali olarak değerlendirilirken, ‘tekne saldırıları’ olarak adlandırılan operasyonlarda da benzer ihlaller yaşandı. ABD’nin göçmen politikaları kapsamında ailelerin ayrılması, çocukların alıkonulması ve sığınmacıların geri itilmesi de insanlığa karşı suç tanımına girebilecek uygulamalar arasında sayılıyor.
Küresel çapta, Duterte davası, uluslararası hukukun evrenselliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Gelişmekte olan ülkeler, bu tür davaların sadece küçük devletlere uygulanan bir çifte standart olduğunu savunurken, Batılı ülkeler ise uluslararası hukukun bağlayıcılığını vurguluyor. Trump’ın olası bir yargılanması, ABD’nin küresel liderlik rolünü ve uluslararası hukuka bağlılığını test edecek bir sınav niteliği taşıyor. Öte yandan, bu durum Çin ve Rusya gibi diğer büyük güçlerin de ICC karşısındaki tutumlarını şekillendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin uluslararası hukuka verdiği önemi ve özellikle insan hakları konusundaki hassasiyetini yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, ICC’ye taraf olmayan ülkeler arasında yer almakla birlikte, Birleşmiş Milletler sisteminde insan haklarının korunmasına yönelik aktif bir diplomasi yürütüyor. Duterte davasının yaratacağı emsal, gelecekte benzer suçlamalarla karşılaşabilecek diğer ülke liderlerini de etkileyebilir. Türkiye’nin PKK ve DAEŞ ile mücadelesi, zaman zaman uluslararası insancıl hukuk tartışmalarına konu olurken, Ankara’nın bu tür davalarda ilkesel bir duruş sergilemesi, uluslararası alandaki itibarı açısından kritik önem taşıyor. Ayrıca, bölgesel güç dengeleri göz önüne alındığında, Türkiye’nin bu tür uluslararası yargı süreçlerine ilişkin tutumu, diğer aktörlerle ilişkilerinde belirleyici olabilir.