ABD ile İran arasındaki gerginlik, son haftalarda yaşanan karşılıklı askeri hamlelerin ardından görece bir sakinlik dönemine girmiş olsa da, taraflar arasındaki derin güvensizlik ve stratejik rekabet tüm hızıyla sürüyor. İran konusunun önde gelen uzmanlarından Afshon Ostovar, War on the Rocks üyelik editörü Kerry Anderson ile yaptığı özel söyleşide, çatışmanın neden bu noktada durulduğunu, tarafların kırmızı çizgilerini ve bundan sonra olası senaryoları masaya yatırdı. Ostovar, İran'ın savaş zamanı yönetim anlayışının, ülkenin iç siyasi dengeleri ve dini liderlik yapısıyla nasıl iç içe geçtiğini de gözler önüne serdi.
Gelişmenin Arka Planı: Neden Şimdi Sükunet?
Afshon Ostovar, İran'ın son dönemde ABD'ye yönelik doğrudan gerilimi tırmandırmaktan kaçındığını, ancak bölgedeki vekil güçler aracılığıyla baskıyı sürdürdüğünü belirtiyor. Bu durum, İran'ın savaş zamanı yönetim stratejisinin temelini oluşturuyor. Ostovar, Tahran yönetiminin öncelikle kendi rejim güvenliğini korumayı hedeflediğini, bu nedenle doğrudan bir çatışmadan kaçındığını ancak ABD çıkarlarına karşı dolaylı yollardan mücadele etmeyi sürdürdüğünü ifade ediyor.
Uzman, ABD'nin İran'a yönelik azami baskı politikasının, ekonomik yaptırımlarla Tahran'ı zora sokmasına rağmen, rejimin istikrarını bozamadığını; aksine İran'da milliyetçi bir refleksin güçlenmesine yol açtığını savunuyor. Bu durum, İran'ın iç cephedeki dayanışmasını artırırken, dış politikada da daha sert bir söylemi beraberinde getiriyor. Ostovar, taraflar arasındaki ateşkesin aslında kırılgan olduğunu ve her an yeni bir krizin patlak verebileceğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Vekalet Savaşı ve Nükleer Müzakereler
Ostovar'a göre, ABD ile İran arasındaki mücadele yalnızca iki ülke arasındaki bir sorun değil; aynı zamanda Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini yeniden şekillendiren bölgesel bir savaşın parçası. İran'ın Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü operasyonlar, ABD'nin bölgedeki müttefiklerini doğrudan tehdit ediyor. Bu durum, Suudi Arabistan ve İsrail başta olmak üzere bölge ülkelerinin de İran'a karşı daha sıkı bir iş birliği içine girmesine neden oluyor.
İran'ın nükleer programı ise bir diğer kritik başlık olmaya devam ediyor. 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) ABD'nin tek taraflı çekilmesi, İran'ı uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmaya yönlendirdi. Ostovar, Tahran'ın nükleer dosyayı pazarlık kozu olarak kullandığını, ancak uluslararası toplumun bu konuda ortak bir tutum sergilemekte zorlandığını ifade ediyor. Özellikle Çin ve Rusya'nın İran'a yönelik tutumu, Batı'nın yaptırım politikalarının etkinliğini sınırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği, Türkiye'nin güvenlik ve enerji politikalarını yakından ilgilendiriyor. İran ile sınırdaş olan Türkiye, olası bir çatışmanın doğrudan etkileriyle karşı karşıya kalabilir; sığınmacı akını ve sınır güvenliği riskleri artabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir yere sahip olan İran ile ticari ilişkileri, yaptırımlar nedeniyle baskı altında. Ankara, bir yandan ABD ile stratejik ortaklığını sürdürürken diğer yandan Tahran'la ekonomik ve diplomatik ilişkilerini dengelemek zorunda. Bu nedenle, taraflar arasındaki gerilimin tırmanması Türkiye'yi bölgesel krizlerin tam merkezine yerleştirme potansiyeli taşıyor.