Trump yönetimi, Suudi Arabistan ile nükleer enerji teknolojisi paylaşımını öngören bir anlaşmayı Kongre’ye sunmaya hazırlanırken, anlaşma metninde bomba yapımında kullanılabilecek uranyum zenginleştirme ve plütonyum ayrıştırmayı engelleyen temel güvenlik önlemlerinin yer almadığı ortaya çıktı. Bu durum, Ortadoğu’da nükleer silahlanma riskini artıracağı gerekçesiyle Washington’da ve uluslararası camiada endişelere yol açtı.
Anlaşmanın ayrıntıları ve eksik güvenlik önlemleri
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Suudi Arabistan’a sivil nükleer teknoloji transferini öngören anlaşma, ‘123 anlaşması’ olarak bilinen mekanizma kapsamında Kongre onayına sunulacak. Mevcut standart 123 anlaşmaları, alıcı ülkenin uranyum zenginleştirme veya kullanılmış yakıttan plütonyum ayrıştırma yapmasını yasaklayan ‘altın standart’ hükümler içerir. Ancak Trump yönetiminin Suudi Arabistan’la müzakere ettiği versiyonda bu kısıtlamaların bulunmadığı belirtiliyor.
Suudi Arabistan, uzun süredir nükleer enerji programını askeri boyuta taşıma kapasitesine sahip olmak istediğini ima ediyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, 2018’de yaptığı bir açıklamada “İran nükleer silah geliştirirse Suudi Arabistan da aynısını yapacak” demişti. Bu nedenle anlaşmadaki güvenlik önlemlerinin zayıflığı, Krallığın ileride nükleer silah üretme seçeneğini elinde tutmasına olanak tanıyabilir.
Anlaşmanın kabul edilmesi halinde Suudi Arabistan, ABD şirketleri aracılığıyla reaktörler ve nükleer yakıt döngüsü teknolojisine erişebilecek. Ancak alternatif olarak Çin, Rusya veya Güney Kore ile de nükleer işbirliği seçenekleri masada. Uzmanlar, ABD’nin Suudi Arabistan’a sunduğu bu esnek şartların aslında Krallığı Batı blokunda tutma çabası olduğunu ancak bunun nükleer silahlanma riskini artırdığını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Suudi Arabistan’ın nükleer silah üretebilecek bir altyapıya kavuşması, Ortadoğu’da bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir. Bölgede İran’ın nükleer programı zaten uluslararası toplumun yakın takibinde. Suudi Arabistan’ın da bu yönde adım atması, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve hatta Türkiye gibi diğer bölge ülkelerini benzer adımlar atmaya itebilir.
Ayrıca anlaşma, ABD’nin nükleer silahların yayılmasını önleme (NPT) rejimindeki güvenilirliğini zedeliyor. Washington on yıllardır nükleer silahların yayılmasını engellemek için katı önlemler dayatırken, müttefiki Suudi Arabistan’a ayrıcalık tanıması ikiyüzlülük olarak değerlendiriliyor. Kongre’deki Demokrat ve Cumhuriyetçi bazı senatörler anlaşmayı engellemek için harekete geçmiş durumda. Senatörler Bob Menendez ve Marco Rubio, anlaşmanın ulusal güvenlik riski oluşturduğunu belirterek güvenlik önlemlerinin eklenmesini talep ediyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan’ın ekonomik olarak nükleer enerjiye geçiş yapma ihtiyacı da var. Ülke, petrol gelirlerine bağımlılığı azaltmak ve artan iç enerji talebini karşılamak için 2030 vizyonu kapsamında nükleer enerjiyi planlıyor. Ancak güvenlik önlemleri olmadan bu planın askeri boyuta evrilme riski, bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan’ın nükleer teknolojiye erişimde güvenlik önlemlerinden muaf tutulması, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu’daki güç dengesini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali ile sivil nükleer enerji alanında ilerlerken, bölgede olası bir nükleer silahlanma yarışı Ankara’nın güvenlik hesaplarını değiştirebilir. Türkiye, NPT kapsamında nükleer silahlardan arındırılmış bölge çağrılarını desteklese de, Suudi Arabistan’ın bu adımı Ankara’yı kendi nükleer seçeneklerini gözden geçirmeye itebilir. Ayrıca Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından bölgede istikrar önem taşıyor; bu tür bir gelişme, enerji fiyatlarını ve bölgesel ittifakları etkileyebilir.