Donald Trump, selefi Barack Obama'nın ‘aptalca işlerden’ kaçınma tavsiyesini duymaktan nefret etse de, İran ile artan gerilim onun başkanlığını tüketiyor. Obama yönetimi, İran nükleer anlaşması (JCPOA) sayesinde Tahran'ı kontrol altında tutarken, Trump'ın anlaşmadan çekilmesi ve ‘maksimum baskı’ politikası ters tepti. Şimdi ABD, İran'a yönelik yaptırımları artırırken, bölgedeki askeri varlığı da sorgulanıyor. Bu süreç, Trump'ın 2020 seçim kampanyasına gölge düşürüyor.
Gelişmenin Arka Planı: Obama'nın Uyarıları ve Trump'ın Tepkisi
Barack Obama, 2014 yılında Foreign Affairs dergisine verdiği röportajda, ABD'nin Orta Doğu'da ‘aptalca işler’ yapmaktan kaçınması gerektiğini söylemişti. Bu söz, İran'la nükleer müzakerelere atıfta bulunuyordu. O dönemde Obama, İran'ın nükleer programını sınırlayan anlaşmayı imzalarken, Trump bu anlaşmayı ‘tarihin en kötü anlaşması’ olarak nitelendirmişti. 2018'de başkan seçilen Trump, anlaşmadan çekildi ve İran'a karşı ekonomik yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Ancak İran, bu baskılara rağmen nükleer faaliyetlerini artırdı ve uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltti. ABD'nin İran'a yönelik politikası, hem iç siyasette hem de uluslararası arenada eleştirilere yol açtı.
Trump yönetimi, İran'ı ekonomik olarak çökertmeyi hedeflerken, son dönemde İran destekli grupların ABD üslerine saldırıları tırmandı. Ocak 2020'de General Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi. İran, intikam olarak ABD'nin Irak'taki Ayn el-Esad üssüne füze saldırısı düzenledi. Bu olaylar, Trump'ın başkanlığını giderek daha fazla meşgul ediyor ve 2020 seçimleri öncesinde bir dış politika krizine dönüşüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran Gerilimi Orta Doğu'yu Nasıl Etkiliyor?
ABD-İran gerilimi, Orta Doğu'da birçok aktörü etkiliyor. Suudi Arabistan, İran'ın Yemen'deki Husilere desteğini bahane ederek bölgesel nüfuz mücadelesini sürdürüyor. İsrail, İran'ın Suriye'deki varlığına karşı hava saldırıları düzenlerken, İran da nükleer programını hızlandırıyor. Avrupa Birliği, JCPOA'nın korunması için çaba gösterirken, Rusya ve Çin ise İran'la ekonomik iş birliğini artırıyor. Bu karmaşık tablo, ABD'nin bölgedeki geleneksel müttefiklerini bile rahatsız ediyor.
Küresel ölçekte, İran gerilimi petrol fiyatlarını yukarı çekiyor ve ticaret yollarını tehdit ediyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, uluslararası petrol piyasasında arz sıkıntısına yol açıyor. Trump yönetimi, Suudi Arabistan'dan daha fazla petrol üretmesini talep etse de, bu ülke OPEC+ anlaşmalarına bağlı kalmayı tercih ediyor. Ayrıca, ABD'nin İran'la olası bir askeri çatışmasının maliyeti ve insani bedeli, hem Amerikan kamuoyunda hem de dünya genelinde endişe yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la 535 kilometrelik sınırı paylaşıyor ve bu gerilim doğrudan güvenliğini etkiliyor. ABD-İran çatışması, Türkiye'nin enerji ithalatının önemli bir kısmını sağlayan İran'la ticaretini zorlaştırabilir. Aynı zamanda, bölgedeki istikrarsızlık Suriye'deki savaşı yeniden alevlendirebilir ve göç dalgasını tetikleyebilir. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde hassas bir denge kurmaya çalışırken, İran'la da ekonomik ve diplomatik bağlarını sürdürmek istiyor. Bu nedenle, Ankara'nın arabuluculuk rolü oynaması ve gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik girişimlerde bulunması beklenebilir.