Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da rejim değişikliği hedefi, uzun süreli ve maliyetli bir çatışmanın ardından Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasıyla sonuçlandı. Ortaya çıkan anlaşma, askeri gerilimi sonlandırsa da İran'ın nükleer programına ilişkin temel sorunları çözümsüz bırakıyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, 2018'de nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasını benimsemişti. Bu politika, İran'ın petrol ihracatını sıfırlamayı ve ülke ekonomisini çökertmeyi hedefliyordu. Ancak İran, Körfez'deki vekil güçleri ve balistik füze programıyla karşılık verdi. 2020'de General Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle tırmanan kriz, Suudi Arabistan ve BAE gibi bölge ülkelerinin de dâhil olduğu bir vekâlet savaşına dönüştü. Yıllar süren çatışma, ABD'nin bölgede 80 bin asker bulundurmasına ve yaklaşık 1,5 trilyon dolar harcamasına yol açtı.
Anlaşma, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ablukasını kaldırmasını ve vekil güçlerini geri çekmesini öngörüyor. Karşılığında Washington, İran'a yönelik petrol yaptırımlarını hafifletiyor ve bazı dondurulmuş varlıklarını serbest bırakıyor. Ancak nükleer altyapının denetimi gibi kritik konular ileriki müzakerelere erteleniyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Anlaşma, uluslararası petrol piyasalarını rahatlatsa da İsrail ve Suudi Arabistan'da endişe yaratıyor. Tel Aviv, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini korumasını varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Suudi Arabistan ise İran'ın bölgesel nüfuzunun devam etmesinden kaygılanıyor. ABD'de siyasi çevreler anlaşmayı 'zorunluluktan yapılmış bir geri adım' olarak niteliyor. Uzmanlar, mevcut düzenlemenin kalıcı bir çözüm olmadığını, yalnızca zaman kazandırdığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la 535 km kara sınırına sahip ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor. Hürmüz'ün açılması uluslararası petrol arzını istikrara kavuşturarak Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürebilir. Ancak anlaşma İran'ın nükleer programını sınırlamadığından, Türkiye'nin sınır komşusu olan bir ülkenin nükleer silah potansiyeli güvenlik riski oluşturuyor. Ayrıca ABD'nin bölgedeki askeri varlığının azalması, Türkiye'nin Irak ve Suriye politikalarını da dolaylı olarak etkileyebilir.