ABD Başkanı Donald Trump, selefi Barack Obama'yı İran'la 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmada Tahran yönetimine 'rüşvet vermekle' suçladı. Fransa'nın Biarritz kentinde düzenlenen G7 Liderler Zirvesi sırasında basın mensuplarına konuşan Trump, 'Obama yönetimi İran'a büyük miktarda nakit para vererek anlaşmayı kabul etmeleri için rüşvet verdi. Bu, tarihin en kötü anlaşmalarından biriydi' ifadelerini kullandı. Trump'ın bu açıklamaları, İran'ın nükleer faaliyetlerini yeniden hızlandırdığı bir dönemde, uluslararası toplumda yeni tartışmalara yol açtı.
Obama dönemindeki nakit transferi ve anlaşmanın arka planı
Trump'ın suçlamalarının merkezinde, Obama yönetiminin 2016 yılında İran'a 1,7 milyar dolar nakit para transferi yapması yer alıyor. Bu ödeme, İran'ın 1979 İslam Devrimi öncesinde ABD'ye yaptığı silah alımları için ödediği ancak teslim edilmeyen paraların iadesi olarak açıklanmıştı. Ancak Trump yönetimi, bu ödemenin İran'ı nükleer müzakerelere ikna etmek için kullanıldığını iddia ediyor. 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini kısıtlaması karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Trump, 2018'de ABD'yi anlaşmadan tek taraflı olarak çekmiş ve İran'a 'maksimum baskı' politikası uygulamaya başlamıştı.
Trump'ın sözleri, G7 zirvesinde İran konusunun en önemli gündem maddelerinden biri olduğu bir sırada geldi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile zirve öncesinde görüşmüş ve ABD ile İran arasında diyalog kanallarını açık tutmaya çalıştığını belirtmişti. Trump ise İran'la müzakere masasına oturmaya açık olduğunu ancak 'rüşvet' benzeri ödemelere karşı olduğunu vurguladı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Trump'ın açıklamaları, İran'ın nükleer programını yeniden hızlandırdığı ve uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 4,5'a çıkardığı bir döneme denk geldi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın anlaşma kapsamında belirlenen yüzde 3,67'lik sınırı aştığını doğrulamış durumda. Avrupa Birliği ve anlaşmaya taraf olan diğer ülkeler, ABD'nin çekilmesinin ardından İran'ı anlaşmada tutmak için INSTEX adlı ödeme mekanizmasını devreye sokmuş ancak bu mekanizma beklenen etkiyi yaratamamıştı. Trump'ın 'rüşvet' suçlaması, Avrupalı müttefikler tarafından da eleştirildi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, 'Anlaşma diplomasinin bir başarısıydı, rüşvet değil' şeklinde tepki gösterdi.
Trump'ın bu söylemi, İran'da muhafazakâr kesimin elini güçlendirebilir. İran Dışişleri Bakanlığı, Trump'ın açıklamalarını 'iftira' olarak nitelendirirken, dini lider Ali Hamaney'e yakın kaynaklar, ABD'nin güvenilmez bir müzakereci olduğunu savunuyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Trump'ın İran'a karşı sert tutumunu memnuniyetle karşılıyor. Ancak bölgesel gerginliklerin artması, Yemen ve Suriye'deki vekalet savaşlarını daha da karmaşık hale getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın İran nükleer anlaşmasına yönelik bu açıklamaları, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişmedir. Türkiye, İran'la 2015 anlaşmasını desteklemiş ve ABD'nin anlaşmadan çekilmesinin bölgesel istikrarsızlığı artıracağını savunmuştu. Ankara, İran'a yönelik ABD yaptırımlarına katılmamış ve INSTEX mekanizmasını desteklemişti. Trump'ın 'rüşvet' suçlaması, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir gerilim unsuru olabilir; zira Türkiye, İran'la enerji ticareti ve komşuluk ilişkileri nedeniyle Tahran'la diyaloğu sürdürmek istiyor. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik azami baskı politikasının başarısız olması, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve bölgesel nüfuz mücadelesi açısından yeni fırsatlar ve riskler yaratabilir. Bu nedenle, Türk dış politikasının hem Washington hem de Tahran ile dengeli bir ilişki kurma çabası daha da önem kazanıyor.