ABD Başkanı Donald Trump, haftalardır İran krizini sona erdirecek bir anlaşmanın elinin altında olduğu yönünde güven verici açıklamalar yaparken, İsrail’in kendi stratejik hedeflerini kararlılıkla sürdürmesi, Beyaz Saray’ın krizin nihai sonucu üzerindeki hakimiyetinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bloomberg muhabiri Michael Heath’in analizine göre, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail yönetimi, özellikle İran’ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri konusunda Washington’dan bağımsız hareket etmeye kararlı. Bu durum, Trump’ın seçim vaatleri arasında yer alan “büyük anlaşma” hedefini ciddi biçimde tehdit ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetimi, İran’la müzakerelerde ilerleme kaydedildiği mesajını verirken, Netanyahu yönetimi Tahran’a yönelik askeri ve istihbarat operasyonlarını hızlandırmış durumda. İsrail Savunma Kuvvetleri, Suriye ve Lübnan’da İran destekli güçlere yönelik saldırılarını artırırken, Mossad’ın İran nükleer tesislerine yönelik gizli operasyonları da sürüyor. İsrail’in bu hamleleri, Trump’ın müzakere masasında elini zayıflatıyor ve İran’ı taviz vermekten uzaklaştırıyor. Uzmanlar, Netanyahu’nun İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için her türlü yöntemi meşru gördüğünü, bunun da ABD’nin diplomatik çabalarıyla doğrudan çeliştiğini belirtiyor. Öte yandan, Trump’ın iç politikadaki zorlukları ve seçim takvimi, İran’la hızlı bir anlaşma yapma baskısını artırıyor. Ancak Netanyahu, Washington’daki bu aciliyet hissini kendi lehine kullanarak, ABD’den daha sert yaptırımlar ve askeri destek talep ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran anlaşması yalnızca ikili bir mesele değil; Orta Doğu’nun geleceğini şekillendirecek bir dönüm noktası. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran’ın nükleer programı karşısında İsrail’in tutumuna yakın duruyor. Rusya ve Çin ise İran’la ekonomik işbirliğini derinleştirerek ABD’nin yaptırım politikasını baltalıyor. Avrupa Birliği, diplomatik çözümden yana olsa da İsrail’in askeri adımlarını endişeyle izliyor. Eğer Trump-Netanyahu arasındaki görüş ayrılığı derinleşirse, İran krizi bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıyor. Ayrıca, anlaşma sağlanamazsa küresel petrol fiyatları yükselebilir ve enerji piyasalarında dalgalanma yaşanabilir. Bu tablo, Trump’ın “önce Amerika” söylemine rağmen, Orta Doğu’daki ittifakların ABD’nin hareket alanını daralttığını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la komşu ve enerji ticareti yapan bir ülke olarak bu krizden doğrudan etkilenecek. Trump-Netanyahu arasındaki çatlak, Türkiye’nin bölgede denge politikası yürütmesini zorlaştırabilir. Eğer ABD-İsrail ittifakı İran’a karşı sertleşirse, Türkiye sınır güvenliği ve göç akınları konusunda baskı hissedebilir. Ayrıca, İran’a yönelik yaptırımların artması Türkiye’nin enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Ancak Ankara, hem Washington hem de Tahran’la diyalog kanallarını açık tutarak, olası bir krizde arabuluculuk rolü üstlenebilir. Türkiye’nin bölgesel istikrar arayışı, bu anlaşmazlıkta proaktif bir dış politika izlemesini gerektiriyor.