ABD'nin Lübnan'a yönelik ateşkes girişimleri, Washington'un temel yaklaşım hatası nedeniyle başarısızlığa mahkûm oluyor. Uzmanlara göre, Beyaz Saray'ın birbiriyle bağlantılı çatışmaları ayrı ayrı ele alma eğilimi, kâğıt üzerinde kalan ateşkes anlaşmalarına yol açıyor. Bu durum, özellikle Lübnan'daki mevcut krizde kendini net bir şekilde gösteriyor.
Çatışmaların Birbirine Bağlılığı Göz Ardı Ediliyor
Son aylarda İsrail ve Hizbullah arasında tırmanan gerilim, Lübnan'da ciddi bir insani krize yol açtı. ABD, bölgede istikrarı sağlamak amacıyla ateşkes çağrıları yapsa da, bu çağrılar sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor. Zira Lübnan'daki durum, Gazze'deki savaş ve İran'ın bölgesel politikalarıyla doğrudan bağlantılı. Uzmanlar, Washington'un bu bağlantıyı görmezden gelerek sorunu yalnızca taktiksel düzeyde çözmeye çalıştığını belirtiyor.
Trump yönetiminin Ortadoğu politikası, genellikle kısa vadeli kazançlara odaklanmasıyla eleştiriliyor. Lübnan özelinde de, Hizbullah'ın askeri kapasitesinin sınırlandırılması gibi dar hedefler belirlenirken, ülkenin siyasi ve ekonomik istikrarsızlığının kök nedenleri ihmal ediliyor. Bu durum, ateşkes girişimlerinin kalıcı olmasını engelliyor.
Bölgesel Dinamikler ve Küresel Etkiler
Lübnan krizi, yalnızca İsrail-Hizbullah çatışmasıyla sınırlı değil. Ülke, 2019'dan bu yana süren ekonomik çöküş, 2020 Beyrut patlaması ve siyasi tıkanıklıkla boğuşuyor. Bu iç sorunlar, Hizbullah'ın nüfuzunu artırmasına zemin hazırlıyor. Ayrıca, İran'ın bölgedeki vekil güçleri ve Suudi Arabistan'ın nüfuz mücadelesi, Lübnan'ı bir vekalet savaşı alanına dönüştürüyor.
ABD'nin mevcut politikası, bu karmaşık yapıyı çözmekten uzak. Uzmanlar, başarılı bir ateşkes için Gazze'deki ateşkes, İran'la nükleer müzakereler ve Lübnan'ın iç reformları gibi unsurların bir paket halinde ele alınması gerektiğini savunuyor. Ancak Trump yönetiminin izole yaklaşımı, bu tür kapsamlı çözümleri imkânsız kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki istikrarsızlık, Türkiye için doğrudan güvenlik ve insani sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Lübnan'daki Türkmen toplumu ve bölgesel nüfuzu nedeniyle bu krize kayıtsız kalamaz. Ateşkesin başarısız olması, yeni bir mülteci dalgası riskini artırırken, Hizbullah-İsrail çatışmasının büyümesi Doğu Akdeniz'deki enerji dengelerini de etkileyebilir. Ankara, ABD'nin dar odaklı politikasına alternatif olarak, Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha kapsayıcı bir diplomasi yürütmeyi tercih ediyor. Ancak Washington'un yaklaşımı değişmediği sürece, bölgede kalıcı barışın sağlanması zor görünüyor.