ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'u 'dostum' olarak tanımladı ve Pyongyang'ın nükleer cephaneliğini küçümseyen açıklamalarda bulundu. Trump'ın bu sözleri, kendisine İran'ın neden nükleer silah edinemeyeceği ancak Kuzey Kore'nin edinebildiği sorulduğunda geldi. Açıklama, Washington'un nükleer yayılma konusundaki tutarsız politikalarına dair eleştirileri yeniden gündeme getirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Trump, göreve geldiğinden bu yana Kuzey Kore ile ilişkilerde sıra dışı bir yaklaşım sergiledi. 2018 ve 2019 yıllarında Kim Jong Un ile Singapur ve Hanoi'de bir araya gelen Trump, Kuzey Kore'nin nükleer programını dondurma karşılığında yaptırımların hafifletilmesini önermişti. Ancak bu görüşmeler somut bir anlaşma ile sonuçlanmadı. Trump, son açıklamasında Kim'i 'dostum' olarak nitelendirerek, kişisel diplomasisinin sıcaklığını vurguladı. Öte yandan, Kuzey Kore'nin nükleer cephaneliğini 'küçük' olarak tanımlaması, Pyongyang'ın elindeki nükleer başlık sayısının 40 ila 50 arasında olduğu tahmin edilirken, uzmanlar tarafından gerçek dışı bulundu. Trump, İran'a yönelik ise sert bir tutum izleyerek, Tahran'ın nükleer silah edinmesini 'asla kabul etmeyeceğiz' sözleriyle engellemeye çalışıyor. Bu ikilem, ABD'nin nükleer yayılma konusundaki seçici yaklaşımını gözler önüne seriyor.
Trump'ın açıklamaları, Beyaz Saray'daki basın toplantısında bir gazetecinin sorusu üzerine geldi. Gazeteci, 'Kuzey Kore nükleer silah sahibi olabiliyorken, İran neden olamıyor?' diye sordu. Trump, 'Kuzey Kore ile iyi ilişkilerimiz var, Kim benim dostum. Onların nükleer gücü küçük, biz de onlarla konuşuyoruz. İran ise tamamen farklı bir hikaye' yanıtını verdi. Bu sözler, ABD'nin Kuzey Kore'nin nükleer statüsünü fiilen tanıdığı yorumlarına yol açtı. Oysa Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Kuzey Kore'nin nükleer programını yasaklıyor ve Pyongyang'a yönelik çok sayıda yaptırım uygulanıyor. Trump'ın 'dostum' ifadesi, Kuzey Kore'nin insan hakları ihlalleri ve bölgesel tehditleri göz önüne alındığında, eleştirmenler tarafından 'tehlikeli bir yumuşama' olarak nitelendirildi.
Uzmanlar, Trump'ın açıklamalarının Kuzey Kore'nin nükleer programını meşrulaştırma riski taşıdığını belirtiyor. Öte yandan, İran ile 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan (JCPOA) ABD'nin 2018'de tek taraflı çekilmesi ve ardından uygulanan 'azami baskı' politikası, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına yol açtı. Trump yönetimi, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için askeri seçeneği de masada tutuyor. Ancak Kuzey Kore konusunda sergilenen esnek tutum, bu politikada çifte standart olduğu algısını güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın açıklamaları, Doğu Asya'daki güvenlik dengelerini de etkileyebilir. Güney Kore ve Japonya, Kuzey Kore'nin nükleer tehdidine karşı ABD'nin güvenlik garantilerine güveniyor. Ancak Trump'ın Kim'e yönelik dostane sözleri, müttefiklerde endişe yaratabilir. Pyongyang, son yıllarda balistik füze denemelerini artırarak bölgesel gerilimi yükseltti. Kuzey Kore'nin nükleer cephaneliğini küçümsemek, bu tehdidi hafife almak anlamına gelebilir. Ayrıca, Kuzey Kore'nin nükleer silah sahibi olarak kabul edilmesi, diğer ülkelerin de nükleer silahlanma yarışına girmesine zemin hazırlayabilir. Örneğin, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkeler, İran'ın nükleer silah edinmesi durumunda kendi programlarını başlatabileceklerini açıklamıştı. Benzer şekilde, Kuzey Kore'nin statüsünün onaylanması, Asya-Pasifik'te yeni bir nükleer yayılma dalgasını tetikleyebilir.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve diğer kuruluşlar, Kuzey Kore'nin nükleer programını yakından izliyor. Ancak Pyongyang, denetimlere izin vermiyor ve 2009'dan bu yana Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'ndan (NPT) çekilmiş durumda. Trump'ın açıklamaları, NPT rejiminin zayıflamasına katkıda bulunabilir. Öte yandan, ABD'nin İran'a yönelik tutumu, nükleer anlaşmanın canlandırılması çabalarını da sekteye uğratabilir. İran, ABD'nin yaptırımlarına rağmen uranyum zenginleştirme oranını %60'a kadar çıkardı. Bu oran, silah üretimi için gereken %90'a yakın. İran, nükleer programının barışçıl olduğunu savunsa da, Batılı istihbarat raporları aksini gösteriyor.
Trump'ın sözleri, aynı zamanda ABD'nin müttefikleriyle ilişkilerini de etkileyebilir. Güney Kore ve Japonya, Kuzey Kore'ye karşı ortak bir cephe oluşturmuştu. Ancak Trump'ın Kim'e yönelik kişisel dostluk vurgusu, bu cephenin çatlamasına neden olabilir. Ayrıca, Çin ve Rusya, Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların gevşetilmesi için çağrıda bulunuyor. Trump'ın açıklamaları, bu ülkelerin elini güçlendirebilir. BM Güvenlik Konseyi'nde, Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların sürdürülmesi konusunda zaten bir bölünme yaşanıyor. Çin ve Rusya, yaptırımların insani krize yol açtığını savunarak, muafiyetlerin artırılmasını istiyor. Trump'ın 'dostum' sözleri, bu ülkelerin Pyongyang'a daha fazla destek vermesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Kuzey Kore'ye yönelik nükleer toleransı, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplarını da etkiliyor. Türkiye, İran'ın nükleer silah edinmesine karşı çıkmakla birlikte, kendi nükleer programını geliştirme konusunda isteksiz değil. Ancak NATO üyesi olarak ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında. Kuzey Kore'nin nükleer statüsünün fiilen tanınması, İran'ın da benzer bir yola sapması durumunda Türkiye'yi zor durumda bırakabilir. Türkiye, İran ile ticari ve enerji ilişkilerini sürdürürken, bir yandan da nükleer yayılmayı engellemeye çalışıyor. ABD'nin çifte standartlı tutumu, Türkiye'nin kendi savunma kapasitesini güçlendirme arayışlarını hızlandırabilir. Ayrıca, Kuzey Kore'nin nükleer silahlarını modernize etmesi, Asya'daki istikrarsızlığı artırarak küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir; bu da Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için risk oluşturur.