ABD Başkanı Donald Trump, eğitimde pozitif ayrımcılık (affirmative action) politikalarını hedef alarak, İç Gelir Servisi (IRS) ve kâr amacı gütmeyen kuruluş statüsünü baskı aracı olarak kullanıyor. Eğer bu hamle hukuki bir dayanak kazanırsa, Siyah ve diğer azınlık öğrencilere yönelik eğitim destekleri tamamen sona erebilir. Trump yönetimi, kurumların vergi muafiyetlerini sorgulayarak, ırk temelli burs ve kabul programlarını fiilen imkânsız hale getirmeyi amaçlıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump, ilk döneminde de pozitif ayrımcılığa karşı sert bir tutum sergilemişti. Yüksek Mahkeme'nin 2023'teki kararıyla üniversite kabullerinde ırkın belirleyici faktör olması yasaklanmıştı. Ancak bu karar yalnızca doğrudan kabul süreçlerini kapsıyordu. Şimdi ise Trump yönetimi, dolaylı yollardan aynı hedefe ulaşmayı planlıyor. IRS'in kâr amacı gütmeyen kuruluşları denetleme yetkisini kullanarak, ırka dayalı burslar, mentorluk programları ve öğrenci destek hizmetleri sunan vakıfların vergi muafiyetini iptal etmeyi düşünüyor. Bu kuruluşlar, vergi muafiyetini kaybederlerse bağış toplama ve operasyonlarını sürdürme konusunda ciddi zorluklarla karşılaşacak.
Hukuk uzmanlarına göre, bu strateji Anayasa'nın eşit koruma maddesine aykırı olabilir. Ancak Trump yönetimi, vergi kanunlarının yorumlanmasında geniş takdir yetkisi olduğunu savunuyor. Özellikle 2020'de imzalanan ve ırkçılık eğitimini kısıtlayan yürütme emri, bu tür girişimlerin zeminini hazırlamıştı. IRS'in siyasi amaçlarla kullanılması, Watergate'ten bu yana en büyük kurumsal suistimal iddialarını gündeme getirebilir. Demokratlar ve sivil toplum kuruluşları, bu hamlenin ifade özgürlüğünü ve akademik özgürlüğü tehdit ettiğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu gelişme, küresel eğitim politikalarını da yakından ilgilendiriyor. Pozitif ayrımcılık, dünya genelinde birçok ülkede tartışmalı bir konu. Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi ülkeler, tarihsel eşitsizlikleri gidermek için benzer politikalar uyguluyor. ABD'deki bu geri adım, diğer ülkelerdeki savunucular için moral bozucu olabilir. Öte yandan, uluslararası öğrenci hareketliliği açısından, ABD'deki azınlık öğrencilere yönelik desteklerin azalması, bu öğrencilerin Avrupa veya Kanada gibi alternatif destinasyonlara yönelmesine yol açabilir. Bu da ABD'nin yumuşak gücünü zayıflatırken, diğer ülkelerin beşeri sermaye avantajı elde etmesine olanak tanıyabilir.
Ayrıca, Trump'ın bu hamlesi, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından da eleştiriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve ACLU gibi kuruluşlar, bu tür uygulamaların ayrımcılığı derinleştireceğini ve zaten kırılgan olan toplulukları daha da savunmasız bırakacağını vurguluyor. ABD'nin uluslararası alandaki itibarı, iç politikadaki bu tür tartışmalardan olumsuz etkilenebilir. Özellikle Batılı müttefikler, ABD'nin insan hakları ve eşitlik konusundaki taahhütlerini sorgulamaya başlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de pozitif ayrımcılığa yönelik bu saldırı, Türkiye'yi doğrudan etkilememekle birlikte, küresel eğitim trendlerini ve uluslararası öğrenci politikalarını etkileyebilir. Türkiye, son yıllarda uluslararası öğrenci çekme konusunda önemli adımlar attı; ABD'deki bu tür kısıtlamalar, Türkiye'nin avantajına olabilir. Ayrıca, Türkiye kendi içinde farklı etnik ve dini gruplara yönelik eğitim politikalarını gözden geçirirken, ABD'deki bu gelişmeleri bir referans noktası olarak alabilir. Ancak Türkiye'nin önceliği, kendi eğitim sistemindeki eşitsizlikleri gidermek ve herkes için fırsat eşitliği sağlamak olmalıdır.