ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik askeri ve ekonomik baskı politikası, küresel ekonomik büyüme üzerinde giderek ağırlaşan bir yük oluşturuyor. Petrol fiyatlarındaki yüzde 30'luk artış ve yükselen enflasyon, dünyanın en büyük yedi ekonomisinin (G7) büyüme dinamiklerini olumsuz etkiliyor. Ancak G7 liderleri, 19 Haziran 2025'te Fransa'da gerçekleştirilecek zirvede, yavaşlamanın ana sorumlusu olarak Trump'ı doğrudan hedef almaktan kaçınacak. Zirve öncesinde yayımlanan ortak bildiri taslağında, jeopolitik gerilimlerin ekonomi üzerindeki etkisine değinilirken, herhangi bir ülke veya liderin ismi geçmiyor. Bu durum, ittifak içindeki diplomatik hassasiyetlerin ve Trump yönetimiyle doğrudan karşı karşıya gelme isteksizliğinin bir yansıması olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı: İran Gerilimi ve Ekonomik Sonuçları
Trump yönetiminin 2018'de nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası, Tahran'ı ekonomik olarak köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. Ancak bu politikalar, özellikle Hürmüz Boğazı'nda artan askeri gerginlik nedeniyle petrol arzına yönelik endişeleri körükleyerek emtia fiyatlarını yukarı çekiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, küresel GSYİH büyümesini yaklaşık 0,2 puan düşürüyor. Bu çerçevede, 2019'dan bu yana görülen en yüksek seviyelere ulaşan petrol fiyatları, G7 ülkelerinde enflasyonist baskıları artırıyor. Merkez bankaları faiz indirimi konusunda temkinli davranırken, sanayi üretimi ve ihracat rakamlarında yavaşlama sinyalleri görülüyor.
G7 zirvesinin ana gündem maddelerinden biri olan küresel ticaret savaşları ve korumacılık, bir diğer önemli başlık olarak öne çıkıyor. ABD-Çin ticaret savaşının yanı sıra, Trump'ın Avrupa otomotiv sektörüne yönelik ek gümrük vergisi tehdidi, G7 liderleri arasında gerginlik yaratıyor. Ancak analistler, mevcut jeopolitik ortamda İran meselesinin öncelikli tehdit olarak algılandığını ve ülkelerin bu konuda ortak bir tutum sergilemekte zorlandığını belirtiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, Trump'ı ılımlı bir politikaya ikna etmek için özel diplomatik çabalar yürüttüğü, ancak başarılı olamadığı ifade ediliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol Fiyatları ve Güvenlik Endişeleri
İran gerilimi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güvenlik boyutuyla da G7 ülkelerini ilgilendiriyor. Hürmüz Boğazı'nda seyir güvenliğinin sağlanması için ABD liderliğinde bir deniz gücü oluşturulması planları, bölgede yeni bir askeri angajman riskini beraberinde getiriyor. Avrupa ülkeleri, özellikle Almanya ve Fransa, bu tür bir askeri operasyona katılmaya sıcak bakmazken, İngiltere ise daha istekli bir tutum sergiliyor. Bu durum, G7 içinde fikir ayrılıklarına yol açıyor.
Küresel ölçekte ise, yükselen petrol fiyatları ve artan belirsizlik, yatırımcı güvenini zedeliyor. Gelişmekte olan ülkeler, artan enerji maliyetleri ve güçlenen dolar nedeniyle daha kırılgan hale geliyor. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler, cari açık ve enflasyon baskısıyla karşı karşıya kalıyor. G7 liderlerinin, zirve sonunda yayımlayacakları ortak bildiride, petrol piyasalarında istikrar ve ticaret gerilimlerinin azaltılması çağrısı yapması bekleniyor, ancak somut adımlar konusunda bir uzlaşı sağlanamayacağı tahmin ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak İran geriliminden doğrudan etkileniyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin cari açığını büyütüyor ve enflasyonist baskıları artırıyor. Ayrıca Türkiye, İran ile sınır komşusu olması ve bölgesel güç dengesindeki rolü nedeniyle askeri gerginlikten de endişe duyuyor. G7 ülkeleri arasında yaşanan fikir ayrılıkları, Türkiye'nin hem ABD hem de Avrupa ile ilişkilerinde dikkatli bir denge politikası izlemesini gerektiriyor. Özellikle S-400 savunma sistemi krizi ve Suriye politikası gibi konuların gölgesinde, Türkiye'nin kendi ulusal çıkarlarını koruyacak esnek bir dış politika yürütmesi büyük önem taşıyor.