ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik hava saldırılarını önemli ölçüde artırarak askeri baskıyı tırmandırdı. Ancak, daha önce Tahran’dan taviz koparmakta başarısız olan bu stratejinin bu kez işe yarayacağına dair çok az işaret var. Bir ay önce varılan geçici ateşkes anlaşmasının çökmesiyle birlikte, Trump yönetimi daha geniş çaplı bir çatışma tehdidinde bulunuyor. Bu gelişme, Ortadoğu’da zaten kırılgan olan dengeleri daha da sarsıyor.
Artan Askeri Baskı ve Diplomatik Çıkmaz
Trump yönetimi, son haftalarda İran’daki askeri hedeflere yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Özellikle İran Devrim Muhafızları’na bağlı tesislerin vurulduğu belirtiliyor. Ancak, bu saldırıların İran’ı müzakere masasına çekmek yerine, Tahran yönetimini daha da radikalleştirdiği yorumları yapılıyor. Geçen ay sağlanan geçici ateşkesin kısa sürede çökmesi, taraflar arasındaki güven eksikliğini bir kez daha gözler önüne serdi. İran, ABD’nin saldırılarına misilleme yapacağını duyururken, bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD çıkarlarını hedef almaya devam ediyor.
Uzmanlar, Trump’ın “maksimum baskı” politikasının İran’ı diz çöktürmekte yetersiz kaldığını belirtiyor. Ekonomik yaptırımların ve askeri tehditlerin, İran’ı teslim olmaya zorlamak yerine, ülke içindeki milliyetçi duyguları güçlendirdiği ifade ediliyor. Ayrıca, İran’ın nükleer programındaki ilerlemeler ve bölgesel nüfuzunu artırma çabaları, ABD’nin hedeflerine ulaşmasını daha da zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, sadece iki ülke arasında kalmıyor; tüm Ortadoğu’yu etkileyen bir krize dönüşüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefikleri, olası bir İran misillemesinden endişe ediyor. Irak ve Suriye’deki ABD askeri varlığı, İran destekli milislerin saldırılarına maruz kalıyor. Ayrıca, Yemen’deki Husiler de İran’ın desteğiyle Kızıldeniz’deki uluslararası deniz ticaretine yönelik tehditlerini artırıyor. Bu durum, küresel enerji fiyatlarında dalgalanmalara yol açıyor ve tedarik zincirlerini tehdit ediyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi, dünya ekonomisi için yeni bir risk unsuru oluşturuyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidal çağrısında bulunsa da, krizi çözmek için somut bir adım atmaktan uzak görünüyor. Rusya ve Çin’in İran’a verdiği diplomatik destek, ABD’nin baskı politikasını daha da karmaşık hale getiriyor. Özellikle Çin, İran’dan petrol ithalatını sürdürerek ABD yaptırımlarını dolaylı yoldan deliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin güney sınırlarında istikrarsızlığı artırabilecek bir potansiyel taşıyor. İran ile yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, Irak ve Suriye’deki Türk askeri varlığını doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye’nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını oluşturan İran doğalgazı ve petrolüne erişim tehlikeye girebilir. Ekonomik olarak, artan petrol fiyatları Türkiye’nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Diplomatik açıdan ise Türkiye, hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengelemek zorunda kalacak. Ankara’nın, bölgesel istikrarı korumak için arabuluculuk rolünü yeniden canlandırması gerekebilir.