ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yaşanan gerginlikte yeniden bir tırmanışa geçti. Son haftalarda Basra Körfezi'ne ek askeri sevkiyat yapılması, İran Devrim Muhafızları'na yönelik yaptırımların genişletilmesi ve Tahran yönetimine karşı sert söylemler, Pentagon'un yeni bir askeri müdahale hazırlığı içinde olabileceği yorumlarına yol açtı. Ancak Washington'daki güvenlik uzmanları ve akademisyenler, Trump yönetiminin İran politikasının esaslı bir stratejiden yoksun olduğunu; bu hamlelerin yalnızca mevcut çatışma halini derinleştireceğini ve ABD'nin bölgedeki ittifak sistemine zarar vereceğini dile getiriyor.
Gerginlik nasıl tırmandı?
Başkan Trump, göreve gelir gelmez İran'la yapılan nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmiş ve “maksimum baskı” politikası başlatmıştı. Sekiz aydan uzun süren bu politika, İran ekonomisini zorlasa da Tahran yönetimini müzakere masasına çekmedi. Bunun yerine İran, ABD'nin bölgedeki askeri varlığına yönelik vekil güçler aracılığıyla saldırıları artırdı. Irak'taki ABD üslerine düzenlenen roket saldırıları, Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yapılan insansız hava aracı ve füze saldırıları (2019 Eylül) ve Umman Körfezi'nde ticari gemilere yönelik sabotajlar, tahminlere göre İran'ın ABD'ye karşı yürüttüğü hibrit savaş stratejisinin parçası. Trump yönetimi, bu saldırılara cevaben ekonomik yaptırımları daha da ağırlaştırdı; nisan ayında İran dış ticaretine yönelik yeni kısıtlamalar getirildi ve Basra Körfezi'ne bir uçak gemisi grubu sevk edildi. Ancak eleştirmenler, bu adımların İran'ı dizginlemekten çok bir savaş sarmalına girme riskini artırdığını vurguluyor. ABD'nin eski İran Özel Temsilcisi Brian Hook, “Mevcut politika İran ekonomisini çökertmeye odaklanmış durumda, ancak Tahran'ın askeri veya nükleer faaliyetlerini durduracak bir caydırıcılık unsuru taşımıyor” dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
İran ile ABD arasındaki bu tırmanış, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu dengelerini etkiliyor. İran'ın yakın müttefiki olan Suriye, Lübnan Hizbullah'ı ve Yemen'deki Husiler, ABD ve müttefiklerine yönelik baskıyı artırmakta. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin çatışmacı politikasına tam destek verse de kendi sınırları yakınında bir savaşın maliyetinden endişeleniyor. Özellikle Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yapılan 2019 saldırısı, bölgesel istikrarın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Avrupa Birliği ise JCPOA'yı canlı tutmak için çabalarken, ABD'nin politikaları nedeniyle Tahran'la ticaret kanalları zorlaştı. Öte yandan Çin ve Rusya, ABD'nin İran konusunda yalnızlaşmasından fayda umuyor. Çin, İran'dan ham petrol ithalatını artırarak Washington'un yaptırım rejimini delmeye çalışırken, Rusya da İran'a savunma teknolojisi transferi ve askeri tatbikatlarla destek sağlıyor. Tüm bu tabloda, ABD'nin savaş ihtimali popüler olmayan bir seçenek; Gallup anketlerine göre Amerikan halkının yüzde 62'si ABD'nin İran'a karşı askeri güç kullanmasına karşı çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği, Türkiye için güvenlik ve ekonomi başlıklarında kritik sonuçlar doğuruyor. Türkiye, İran ile komşu olması nedeniyle olası bir savaşın sıcak etkilerine en yakın ülkelerden biri. Sınır güvenliğinin yanı sıra, Irak ve Suriye'de İran destekli güçlerle işbirliği yapmak zorunda kalan Ankara, Washington'un İran’a yönelik saldırgan politikalarının bölgedeki dengeleri bozmasından ve terör gruplarının bundan faydalanmasından endişe ediyor. Ekonomik boyutta ise, ABD yaptırımları nedeniyle Türkiye'nin İran'dan doğal gaz ve petrol alımı kısıtlanırken, alternatif kaynak arayışı maliyetleri artırıyor. Ayrıca, komşusuyla ticaret hacmi daralan Türkiye, İran'a yönelik yaptırımların delinmesi konusunda ABD'nin baskısıyla karşı karşıya. Bu nedenle Ankara, hem ABD-NATO ittifakını korumak hem de İran ile pragmatik ilişkisini sürdürmek arasında hassas bir denge arayışında.