ABD Başkanı Donald Trump, 14 Temmuz Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nı kullanan ticari yüklerden yüzde 20 oranında ücret alınacağını duyurdu. Bu karar, İran'ın stratejik su yolu üzerindeki kontrol çabaları nedeniyle ateşkesin bozulmasının ardından geldi. Trump, "İran'ın Hürmüz'de yaptığının aynısını yapacağız" ifadelerini kullandı. Ancak bu hamlenin uluslararası hukuk açısından meşruiyeti tartışma konusu oldu. Uzmanlar, bir ülkenin uluslararası sulara ve boğazlara benzer bir ücret uygulamasının, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında yasal olmadığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: Hürmüz'de gerilim tırmanıyor
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği kritik bir su yoludur. İran, yıllardır bu boğaz üzerinde fiili bir kontrol kurmaya çalışıyor ve zaman zaman gemilere el koyarak veya tehdit ederek güç gösterisinde bulunuyor. Trump yönetimi, İran'ın bu davranışına misilleme olarak benzer bir ücretlendirme sistemi getireceğini açıkladı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, bu ücretin ABD'nin bölgedeki askeri varlığını finanse etmek ve İran'ı caydırmak için kullanılacağı belirtildi. Ancak bu karar, uluslararası toplumda yankı uyandırdı. Pek çok hukukçu, ABD'nin boğaz geçişlerinden ücret almasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. UNCLOS'un 38. maddesi, boğazlardan transit geçiş serbestisini garanti altına alıyor ve kıyı devletlerinin bu geçişleri engellemesini veya ücrete tabi tutmasını yasaklıyor.
Trump'ın bu hamlesi, özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore gibi Körfez petrolüne bağımlı ülkeleri endişelendiriyor. Bu ülkeler, artan maliyetlerin ekonomilerine zarar vereceğini belirtiyor. Ayrıca, ABD'nin bu adımı, İran'la olan gerilimi daha da tırmandırabilir. Tahran yönetimi, ABD'yi "korsanlıkla" suçlarken, askeri seçeneklerin masada olduğunu ima etti. Uzmanlar, bu durumun bölgede sıcak bir çatışmaya yol açma riski taşıdığı konusunda uyarıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol fiyatları ve jeopolitik denklem
Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak herhangi bir aksama, küresel petrol fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Trump'ın ücret duyurusu sonrası Brent petrolün varil fiyatı 75 doların üzerine çıktı. Analistler, eğer ücret uygulaması hayata geçirilirse, petrol fiyatlarının yüzde 10-15 daha artabileceğini öngörüyor. Bu durum, özellikle enerji ithalatçısı ülkelerde enflasyonist baskıları artırabilir. Öte yandan, ABD'nin bu adımı, bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini de zorlayabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, boğazın güvenliğinden endişe duyarken, ABD'nin tek taraflı ücret uygulamasına sıcak bakmıyor. NATO da konuya temkinli yaklaşıyor; ittifak, uluslararası hukuka uygun olmayan herhangi bir uygulamayı desteklemeyeceğini sinyali veriyor.
Rusya ve Çin ise ABD'yi "uluslararası hukuku ihlal etmekle" suçluyor. İki ülke, BM Güvenlik Konseyi'nde konuyu gündeme getirebileceklerini açıkladı. Trump yönetimi ise kararlılık mesajı veriyor: "ABD, kendi çıkarlarını korumak için ne gerekiyorsa yapacaktır." Bu söylem, Washington'un uluslararası kuralları yeniden yazma çabası olarak yorumlanıyor. Hukukçular, ABD'nin UNCLOS'a taraf olmadığını hatırlatarak, Trump'ın bu boşluktan yararlanmaya çalıştığını belirtiyor. Ancak uzmanlar, ABD'nin bile gelenekesel deniz hukuku kurallarını görmezden gelmesinin, küresel ticaret için tehlikeli bir emsal oluşturacağı konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bu gelişme, Türkiye için enerji güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden karşılıyor. Olası bir geçiş ücreti veya çatışma, enerji maliyetlerini artırarak Türkiye'nin cari açığını büyütebilir ve enflasyonu körükleyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne verdiği önem göz önüne alındığında, ABD'nin boğaz geçişlerinden ücret alma girişimi, uluslararası deniz hukukunun zayıflamasına yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin kendi boğazları üzerindeki egemenlik haklarını savunmasını zorlaştırabilir. Ankara, bu nedenle hem enerji arz güvenliğini korumak hem de deniz hukukunun istikrarını savunmak için diplomatik girişimlerde bulunmalıdır.