İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, güvenlik kabinesinin işgal altındaki Batı Şeria'da 34 yeni Yahudi yerleşimi kurulması için 1.3 milyar şekel (yaklaşık 434 milyon dolar) tutarında bir bütçeyi onayladığını duyurdu. Salı günü yapılan açıklamada, bu kararın Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini daha da artıracağı ve bölgedeki tansiyonu yükselteceği belirtiliyor. Söz konusu bütçe, yeni yerleşimlerin altyapı, yol, su ve elektrik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere tahsis edildi.
Yerleşimlerin Arka Planı ve Hukuki Boyut
İsrail'in 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından işgal ettiği Batı Şeria, uluslararası hukuka göre işgal altındaki toprak statüsünde bulunuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukukun açık ihlali olarak tanımlıyor ve tüm yerleşim faaliyetlerinin durdurulmasını talep ediyor. Ancak İsrail, özellikle sağcı ve dini partilerin etkisiyle, bu kararlara rağmen yerleşimleri genişletmeye devam ediyor. Smotrich, kararı duyururken "Yahudi halkının tarihi anavatanındaki egemenliğini güçlendiriyoruz" ifadelerini kullanarak, yerleşimlerin İsrail'in meşru hakkı olduğunu savundu.
Yeni yerleşimlerin planlandığı bölgeler, Filistin yönetiminin kontrolündeki alanlara yakın konumda bulunuyor. Bu durum, Filistinlilerin toprak bütünlüğünü daha da parçalayacak ve iki devletli çözümün uygulanabilirliğini zora sokacak. İnsan hakları örgütleri, yerleşimlerin Filistinlilerin yaşam alanlarını daralttığını, su kaynaklarına erişimlerini kısıtladığını ve şiddet olaylarını tetiklediğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in bu hamlesi, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. ABD yönetimi, İsrail'in yakın müttefiki olmasına rağmen, yerleşimlerin genişletilmesine karşı olduğunu yinelerken, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler sert tepki gösterdi. AB Dış İlişkiler Sözcüsü, "Yerleşimler uluslararası hukuku ihlal etmektedir ve iki devletli çözümün önündeki en büyük engeldir" açıklamasını yaptı. Öte yandan, bölgedeki Arap ülkeleri, özellikle de İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail'le normalleşme sürecinde olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, bu kararı kınadı. Suudi Arabistan ise Filistin davasına destek mesajı vererek, yerleşimlerin barış sürecini baltaladığını vurguladı.
Yerleşimlerin genişlemesi, aynı zamanda İran ve Hizbullah gibi aktörler tarafından da yakından takip ediliyor. İran, bu durumu İsrail'in saldırganlığının bir kanıtı olarak kullanırken, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, "Filistin topraklarının her karışını savunacağız" şeklinde tehditkâr açıklamalarda bulundu. Bölgedeki gerginlik, sadece Filistin-İsrail çatışmasını değil, aynı zamanda Lübnan ve Suriye'deki istikrarsızlığı da derinleştirme potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır Filistin davasını destekleyen bir dış politika izliyor ve İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgedeki etkinliğini ve Filistin yönetimiyle ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Ankara'nın, İsrail'in bu adımını kınaması ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunması bekleniyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve Kıbrıs meselesi gibi konularda İsrail'le zaman zaman işbirliği yapan Türkiye, bu kararla birlikte ikili ilişkilerinde yeni bir gerilim dönemine girebilir. Türkiye'nin, Filistin topraklarının korunmasına yönelik diplomatik çabalarını artırması ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda konuyu gündeme taşıması muhtemel görünüyor.