Aylar süren ticaret savaşları, gümrük tarifeleri ve transatlantik gerilimlerin ardından ABD Başkanı Donald Trump, G7 zirvesinde nispeten düşük bir profille sahne aldı. Zirve öncesinde hem Trump yönetimi hem de G7 ülkelerinin liderleri, en azından büyük bir diplomatik patlamanın yaşanmamasını umuyordu. Beklentilerin bu denli düşük olduğu bir ortamda, Trump'ın müttefikleriyle sert bir çatışmaya girmekten kaçınması, bazı gözlemciler tarafından 'başarı' olarak nitelendirildi. Ancak bu durum, ABD'nin geleneksel müttefiklik ilişkilerindeki derin kırılmaların geçici bir duraklama evresine girdiğini mi, yoksa kalıcı bir dönüşümün habercisi mi olduğu sorusunu akıllara getirdi.
G7’de Trump faktörü: Düşük beklentilerin yarattığı rahatlama
G7 zirvesi, son yıllarda ABD'nin tek taraflı kararları ve ticaret politikaları nedeniyle gergin geçen toplantılara sahne oluyordu. Özellikle Trump'ın Kanada'ya, Avrupa Birliği'ne ve Japonya'ya uyguladığı çelik ve alüminyum tarifeleri, ittifak içinde ciddi yaralar açmıştı. Zirve öncesinde yapılan hazırlık toplantılarında, ABD'li yetkililerin 'kriz yönetimi' modunda çalıştığı ve müttefiklerin de açık bir çatışmadan kaçınma eğiliminde olduğu görüldü. Nitekim Trump, zirve boyunca ticaret konusunda sert söylemlerden kaçınarak daha çok ikili görüşmelere ve ortak fotoğraflara odaklandı. Bu durum, bazı Avrupalı liderler tarafından 'olumlu bir atmosfer' olarak yorumlanırken, diğerleri bunun sadece geçici bir ateşkes olduğunu düşünüyor.
Küresel sistemdeki kırılma ve G7'nin geleceği
G7, Soğuk Savaş sonrası dönemde liberal uluslararası düzenin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyordu. Ancak Trump'ın 'Önce Amerika' politikası, bu düzenin temelini oluşturan kurallara dayalı ticaret sistemi ve çok taraflılığı sorgulamaya başladı. Zirve sonunda yayımlanan ortak bildiride, iklim değişikliği ve ticarette reform gibi konularda anlaşmazlıklar sürerken, yine de tarafların diyaloğu devam ettirme kararlılığı öne çıktı. Avrupa Birliği liderleri, ABD ile ilişkilerde stratejik özerklik vurgusunu artırırken, aynı zamanda Çin'in yükselişi karşısında ABD ile iş birliğinin gerekliliğine de dikkat çekti. Bu durum, G7'nin gelecekte daha esnek ve konu odaklı bir yapıya evrilme ihtimalini gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
G7'deki bu gelişmeler, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumunu doğrudan etkilemese de, küresel sistemdeki kırılmalar Türkiye'nin manevra alanını şekillendiriyor. ABD ile AB arasındaki gerilimlerin azalması, Türkiye'nin hem ABD hem de AB ile ilişkilerinde daha öngörülebilir bir ortam yaratabilir. Ancak Trump'ın ticaret politikalarındaki belirsizlik, özellikle çelik ihracatında Türkiye'yi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, G7'de Rusya'nın yeniden dahil edilmesi tartışmaları, Türkiye'nin Rusya ile dengeli ilişkilerini etkileyebilecek bir faktör olarak izlenmeli.