Avrupa Birliği liderleri, Çarşamba günü Brüksel'de bir araya gelerek iki ana tartışmanın damgasını vurduğu bir zirveye başladı: Avrupa, Çin ile ilişkilerinde ne kadar ileri gitmeli ve birlik, 2028 sonrası dönem için yeni uzun vadeli bütçesini nasıl şekillendirmeli? Zoya Sheftalovich ve Sarah Wheaton'ın analizine göre, Pekin'e yönelik giderek sertleşen tutum, başkentler arasındaki derin görüş ayrılıkları ve kaynakların kısıtlı olduğu bir ortamda başlayan bütçe savaşı, zirvenin ana gündem maddelerini oluşturuyor.
Zirvenin arka planı: Çin ve bütçe ikilemi
Zirveye katılan 27 üye ülke, Çin'in artan ekonomik ve askeri gücü karşısında ortak bir tavır belirlemeye çalışıyor. Özellikle Almanya ve Fransa, Pekin ile ticari ilişkilerin devam etmesinden yana bir pozisyon alırken, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi doğu kanadı üyeleri, Çin'in Rusya'ya verdiği destek nedeniyle daha sert önlemler talep ediyor. AB'nin yeni bütçesi ise tarım sübvansiyonları, yapay zeka yatırımları ve savunma harcamaları gibi kritik alanlarda nasıl bir denge kurulacağı üzerine odaklanıyor. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, bütçenin 'yeşil dönüşüm ve dijitalleşme hedefleriyle uyumlu' olması gerektiğini vurgularken, üye ülkelerin kendi ulusal çıkarları nedeniyle müzakerelerin uzun sürmesi bekleniyor.
Bütçe görüşmelerinin en tartışmalı başlıklarından biri, AB'nin gelir kaynakları. Pandemi sonrası toparlanma fonu ve Ukrayna'ya yapılan yardımlar, birliğin mali yapısını zorlarken, yeni gelir kalemleri oluşturulması gündemde. Dijital hizmet vergisi ve sınırda karbon düzenlemesi gibi mekanizmalar, hem iç pazarda adaleti sağlamak hem de AB bütçesine katkı sunmak için tartışılıyor. Ancak bu tür vergilerin, özellikle düşük gelirli üye ülkeler üzerinde yaratacağı etki endişe yaratıyor.
Küresel ve bölgesel boyut
AB'nin Çin politikasındaki bu sertleşme, sadece transatlantik ilişkileri değil, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerle olan bağları da etkileyecek. AB, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'ne alternatif olarak 'Global Gateway' stratejisini öne çıkarırken, bu yatırımların finansmanı bütçe tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Ayrıca, Ukrayna savaşının devam etmesi, savunma harcamalarının artırılmasını zorunlu kılarken, AB'nin askeri hareketlilik için altyapı yatırımları da bütçede öncelik kazanıyor. Bölgesel düzeyde, AB'nin Batı Balkanlar ve Doğu Ortaklığı ülkelerine yönelik taahhütleri de yeni bütçede yer bulmak için yarışıyor.
Uzmanlar, zirvenin en kritik çıktısının, AB'nin stratejik özerklik hedefi ile üye ülkelerin egemenlik talepleri arasındaki dengeyi nasıl kuracağı olacağını belirtiyor. Özellikle Macaristan ve Polonya gibi ülkeler, bütçe ve hukukun üstünlüğü konularında Brüksel'le sık sık karşı karşıya gelirken, bu kez de benzer bir çatışmanın yaşanması olası.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin yeni bütçe dönemi ve Çin politikası, Türkiye'yi hem ekonomik hem de siyasi olarak doğrudan etkileyecek. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda AB bütçesinden ayrılan fonlara bağımlı. AB'nin Çin'e yönelik sertleşen politikası, Türkiye'nin Pekin ile olan ticari ve stratejik ilişkilerini zorlayabilir. Ayrıca, AB'nin savunma harcamalarını artırması ve stratejik özerklik arayışı, NATO içinde denklemleri değiştirebilir. Bu durum, Türkiye'nin hem AB üyelik sürecinde hem de küresel ticaret savaşlarında pozisyonunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Özellikle yeşil dönüşüm ve dijital vergi gibi konularda AB standartlarına uyum, Türk ihracatçıları için yeni maliyetler anlamına gelebilir.