ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da balıkçılık endüstrisine yönelik bir başkanlık kararnamesini imzaladığı sırada, beklenmedik bir şekilde töreni cinsiyetçi dil tartışmasına çevirdi. Trump, selefi Barack Obama döneminde başlatılan 'siyasi doğruculuk' politikalarını hedef alarak, 'balıkçı' (fisherman) mı yoksa 'balıkçı kadın' (fisherwoman) mı denmesi gerektiği konusunda anlamsız gramer soruları yöneltti. Olay, kısa sürede ulusal ve uluslararası medyada geniş yankı buldu.
Gelişmenin arka planı: Dil savaşları ve siyasi sembolizm
Trump, balıkçılık sektörünü düzenleyen ve yeni teşvikler içeren kararnameyi imzalamak üzere bir araya geldiği destekçilerine, 'Sizce bunlara fisherman (balıkçı) mı demeliyiz, yoksa fisherwoman (balıkçı kadın) mı?' diye sordu. Ardından, 'Obama yönetimi her şeyi değiştirmeye çalıştı. Artık 'Balıkçı Kadın' dememiz gerekiyormuş. Ama ben 'balıkçı' demeyi tercih ediyorum. Çünkü 'film adamı' yerine 'film kadını' demiyoruz, değil mi?' şeklinde konuştu. Bu çıkış, Trump'ın sık sık eleştirdiği 'siyasi doğruculuk' ve 'cinsiyetçi dil' tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Beyaz Saray sözcüsü daha sonra yaptığı açıklamada, Başkan'ın bu sözlerinin şaka amaçlı olduğunu ve asıl odağın balıkçılık sektörüne verilen destek olduğunu belirtti. Ancak Demokrat Parti ve sivil toplum örgütleri, Trump'ın bu tür söylemlerinin kadınları aşağıladığını ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine zarar verdiğini savundu. Kadın hakları örgütleri, 'Bir başkanın, bir mesleğin adını cinsiyet temelinde tartışmaya açması kabul edilemez' açıklaması yaptı.
Bölgesel ve küresel boyut: Dilsel tartışmaların ötesinde bir siyasi hamle
Trump'ın bu çıkışı, yalnızca bir dil tartışması olarak kalmadı; aynı zamanda muhafazakar tabanını konsolide etme ve kendine özgü 'politik yanlışlık' söylemini pekiştirme amacı taşıdığı yorumları yapıldı. Trump, seçim kampanyalarından bu yana 'siyasi doğruculuğa' karşı duruşuyla biliniyor. Uzmanlar, bu tür 'provokatif' çıkışların Trump'ın medyada görünürlüğünü artırdığını ve bağlı seçmen kitlesi üzerinde etkili olduğunu belirtiyor.
Öte yandan, benzer dil tartışmaları dünyanın birçok ülkesinde de yaşanıyor. Örneğin Fransa'da 'Mösyö/Madame' ayrımı, İspanya'da cinsiyetçi dil kullanımı, zaman zaman siyasi ve toplumsal tartışmalara yol açıyor. Trump'ın bu hamlesi, uluslararası kamuoyunda da ABD'nin kültürel savaşlarının bir yansıması olarak değerlendirildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu dil tartışması, Türkiye'de de son yıllarda toplumsal cinsiyet eşitliği ve dil kullanımı konusunda yaşanan hassasiyeti akla getiriyor. Türkçede meslek adlarının cinsiyetçi olmayan şekilde kullanılması (örneğin 'hemşire' yerine 'sağlık çalışanı', 'polis memuru' yerine 'güvenlik görevlisi') yönünde çabalar var. Trump'ın bu söylemi, küresel ölçekte dilin siyasallaşması bağlamında Türkiye'deki benzer tartışmalara dolaylı da olsa etki edebilir. Ancak doğrudan bir Türkiye bağlantısı bulunmamaktadır. Türkiye, ABD'deki bu iç siyasi gelişmeyi izlemekle birlikte, kendi dil politikaları ve toplumsal cinsiyet normları çerçevesinde farklı bir yol izlemektedir.