ABD Senatosu'nda Cumhuriyetçi milletvekilleri, Başkan Donald Trump'ın yoğun baskısı altında, İran'a karşı askeri güç kullanımını kısıtlamayı hedefleyen savaş yetkisi (Authorization for Use of Military Force – AUMF) tasarısını gece geç saatlerde yapılan oylamayla reddetti. Oylama, Trump'ın kendi partisinden senatörlere yönelik kamuoyu önünde yaptığı sert uyarıların ardından geldi. Tasarı, Beyaz Saray'ın İran ile olası bir askeri çatışmaya girmeden önce Kongre'den onay almasını zorunlu kılmayı amaçlıyordu. Ancak Cumhuriyetçi liderlerin ve Trump yönetiminin itirazları üzerine, 50'ye karşı 49 oyla reddedilerek bir kez daha rafa kalktı. Bu sonuç, ABD'de başkanlık yetkilerinin sınırlandırılması konusundaki derin siyasi bölünmeyi bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin arka planı
İran savaş yetkisi tasarısı, özellikle 3 Ocak 2020'de Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'nin ABD tarafından öldürülmesinin ardından Başkan Trump'ın İran'a yönelik artan askeri gerilimi sırasında gündeme gelmişti. O dönemde birçok Demokrat ve bazı Cumhuriyetçi senatör, başkanın Kongre onayı olmadan İran'a karşı geniş kapsamlı askeri harekat başlatma yetkisini sorgulamıştı. 1973 Savaş Yetkileri Yasası'na rağmen, başkanlar tarihsel olarak sınırlı operasyonlar için Kongre onayı almadan hareket edebilmiştir. Ancak son yıllarda, özellikle Demokratlar, başkanın yetkilerini daraltma konusunda ısrarcı olmuştur. Trump ise tasarıyı 'Anayasa'ya aykırı ve başkomutanlık yetkilerini zayıflatıcı' olarak nitelendirerek senatörlerini ağır bir dille eleştirmiştir. Oylama öncesi yaptığı bir açıklamada, 'Cumhuriyetçi senatörlerin bu tasarıyı desteklemesi, partinin Amerika'nın güvenliğine ihaneti anlamına gelir' diyerek baskıyı artırmıştır. Bu tutum, senatörleri zor bir ikilemde bırakmıştır: Bir yandan savaş karşıtı seçmen kitlesinin talepleri, diğer yandan partinin liderinin ve başkanın sert tepkisi.
Tasarının reddedilmesi, Beyaz Saray için önemli bir zafer olsa da, Kongre'deki savaş yetkileri tartışmasının sona ermediğini gösteriyor. Demokrat Senatör Tim Kaine, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, 'Bu savaşın sorumluluğunu üstlenmeyen bir başkan, askerlerimizi tehlikeye atmaya devam edecek' ifadelerini kullanmıştır. Cumhuriyetçi senatörlerin çoğunluğu ise tasarının 'başkanın dış politika esnekliğini gereksiz yere kısıtlayacağı' gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır. Özellikle Orta Doğu'da artan istikrarsızlık ve İran'ın nükleer programına yönelik endişeler, Senato'da tasarıya desteği sınırlandırmıştır.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu karar, ABD'nin İran'a yönelik politikasında daha saldırgan bir çizginin devam edeceğine işaret ediyor. Trump yönetimi, İran'ı 'terörizmin baş sponsoru' olarak tanımlamakta ve Tahran üzerindeki maksimum baskı politikasını sürdürmektedir. Savaş yetkisi tasarısının reddi, ABD'nin İran ile doğrudan bir askeri çatışma ihtimalini daha da artırmış durumda. Uzmanlar, Beyaz Saray'ın İran'a yönelik olası bir misilleme operasyonu için Kongre onayına ihtiyaç duymayacağını, bunun da bölgesel gerginlikleri tırmandırabileceğini belirtiyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, ABD'yi İran ile diyalog kanallarını açık tutmaya çağırmış; ancak bu çağrılar Washington'da karşılık bulmamıştır. İran cephesinde ise tasarının reddi, Tahran yönetimi tarafından 'ABD'nin savaş çığırtkanlığı' olarak yorumlanmış durumda. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, 'Senato, ABD'nin bölgedeki yıkıcı varlığını meşrulaştırmıştır' açıklamasını yaparak tepki göstermiştir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin doğrudan komşusu olan İran ile ABD arasındaki gerginliğin daha da tırmanabileceğini gösteriyor. Türkiye, uzun süredir İran'a yönelik yaptırımlar ile komşuluk ilişkileri arasında denge kurmaya çalışıyor. ABD'nin savaş yetkisini elinde tutması, bölgede istikrarsızlığı artırabilir ve Türkiye'nin güneydoğusundaki güvenlik çemberini tehdit edebilir. Ayrıca, Irak ve Suriye'de vekalet savaşlarının derinleşmesine yol açabilir. Türkiye, özellikle enerji ticaretinde İran'a bağımlı olmasa da, bölgesel çatışmanın sığınmacı akınları ve terör riskini tetikleme ihtimali, Ankara için önemli bir endişe kaynağıdır. Bu nedenle, Türkiye'nin hem ABD hem de İran ile diyaloğunu sürdürmesi, ancak olası bir krizden en az zararla çıkabilmek için diplomatik hazırlıklarını yapması muhtemeldir.