ABD Başkanı Donald Trump, yapay zeka (YZ) çağında müttefiklik kavramını yeniden tanımlıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, ABD'nin yapay zeka teknolojilerini paylaşımında önceliğin, başta Çin olmak üzere rakiplerle mücadelede tam destek veren ülkelere verileceği belirtildi. Trump yönetiminin yeni stratejisi, müttefiklerin ABD'nin teknolojik üstünlüğünü koruma hedefiyle ne ölçüde uyumlu olduklarına göre şekillenecek. Bu hamle, özellikle Avrupa ülkeleri ve Japonya başta olmak üzere pek çok geleneksel müttefiki zor durumda bırakabilir. Zira yeni dönemde teknoloji paylaşımı, sadece askeri ittifaklarla değil, ticaret politikaları ve diplomatik tavırlarla da doğrudan ilişkilendirilecek.
Gelişmenin arka planı: Yapay zeka rekabeti ve ABD'nin korumacılığı
Trump yönetimi, yapay zeka alanında Çin'in hızlı yükselişini ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlıyor. Özellikle son aylarda, ABD'li teknoloji şirketlerinin Çin'e yapay zeka çipi ihracatına yönelik kısıtlamalar sıkılaştırıldı. Ancak yeni politika, yalnızca ihracat kontrolleriyle sınırlı değil; aynı zamanda müttefiklerin ABD'nin teknoloji ekosistemine entegrasyonunu da yeniden düzenliyor. Beyaz Saray yetkilileri, “Yapay zeka, 21. yüzyılın en stratejik teknolojisidir. Bu teknolojiyi kiminle paylaştığımız, ittifaklarımızın geleceğini belirleyecek” ifadelerini kullandı. Bu çerçevede, ABD’nin yapay zeka alanındaki araştırma ve geliştirme fonlarına erişim, müttefik ülkelerin ABD'nin Küresel Yapay Zeka Ortaklığı'na katılım koşullarına bağlanacak.
Trump'ın bu hamlesi, aslında bir süredir sinyallerini verdiği “teknolojik milliyetçilik” anlayışının somut bir yansıması. Seçim kampanyası sırasında “Amerikan teknolojisini Çin’e kaptırmayacağız” söylemi dikkat çekmişti. Şimdi ise bu söylem, somut politika adımlarına dönüşüyor. ABD Ticaret Bakanlığı'nın hazırladığı bir rapora göre, mevcut müttefiklerin yaklaşık %30'u ABD ile yapay zeka işbirliğinde “yetersiz” olarak değerlendiriliyor. Bu ülkeler, ya Çin ile teknoloji transferine izin veriyor ya da ABD'nin rakiplerine yönelik yaptırımlarına tam olarak uymuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İttifaklarda yeni dönem
ABD'nin bu yeni yaklaşımı, küresel ittifak sisteminde köklü değişikliklere yol açabilir. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, ABD'nin teknoloji paylaşımını koşullara bağlamasından rahatsızlık duyuyor. Almanya ve Fransa, “teknolojik egemenlik” vurgusu yaparak kendi yapay zeka altyapılarını geliştirme çabalarını hızlandırdı. Ancak bu çabaların kısa vadede ABD'nin sağladığı işlemci gücü ve bulut altyapısına alternatif oluşturması güç görünüyor. Doğu Asya'da ise Japonya ve Güney Kore, ABD ile teknoloji bağlarını güçlendirmeye çalışırken Çin ile ticari ilişkilerini dengelemekte zorlanıyor. Tayvan, yarı iletken üretimindeki kritik rolü nedeniyle bu denklemin tam ortasında yer alıyor.
Öte yandan, Trump'ın politikaları, Çin'in yapay zeka alanındaki kendi kendine yeterlilik hedeflerini de tetikleyebilir. Pekin yönetimi, ABD'nin teknoloji ablukasına karşı yerli yapay zeka ekosistemini desteklemek için milyarlarca dolarlık fon ayırmış durumda. Uzmanlar, bu rekabetin kısa vadede küresel teknoloji pazarında iki ayrı kutba yol açabileceğini belirtiyor: ABD liderliğindeki “demokratik teknoloji ittifakı” ve Çin merkezli “alternatif teknoloji ekosistemi”. Bu ayrışma, özellikle gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye erişimini olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin yapay zeka ittifakına yönelik bu yeni yaklaşımı, Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, hem NATO müttefiki hem de Çin ile dengeli ilişkiler yürüten bir ülke olarak bu denklemin tam ortasında yer alıyor. ABD’nin teknoloji paylaşımında “sadakat” kriterini öne çıkarması, Türkiye’nin S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılması gibi benzer bir sürece işaret edebilir. Ancak diğer yandan, Türkiye’nin yapay zeka alanındaki yükselen kapasitesi ve savunma sanayisindeki yerli hamleleri, ABD ile işbirliği için bir fırsat penceresi de açabilir. Ankara’nın, hem Batı ile teknoloji bağlarını korumak hem de Doğu’ya alternatif kapıları kapatmamak için ince bir diplomasi yürütmesi gerekecek. Bu gelişme, Türkiye’nin yapay zeka stratejisini ve uluslararası teknoloji ortaklıklarını yeniden değerlendirmesini zorunlu kılıyor.