Japonya Başbakanı Fumio Kishida ile Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., 3 Kasım 2023'te Manila'da bir araya gelerek iki ülke arasındaki ilişkileri 'Kapsamlı Stratejik Ortaklık' seviyesine yükseltti. Anlaşma, savunma iş birliğinden altyapı yatırımlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu hamle, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki hak iddialarını ve Tayvan çevresindeki askeri faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, bölgede kural bazlı uluslararası düzenin korunmasına yönelik ortak bir irade olarak yorumlanıyor. Peki, bu ortaklık çalkantılı sularda gerçekten bir yol gösterici olabilecek mi?
İş Birliğinin Boyutları ve Arka Planı
Japonya, Filipinler'e Sahil Güvenlik teçhizatı ve radar sistemleri tedarik edecek. Ayrıca iki ülke arasında 'Karşılıklı Erişim Anlaşması' (RAA) müzakereleri hızlandırılacak; bu anlaşma, askeri kuvvetlerin ortak tatbikat ve eğitimlerde birbirlerinin topraklarını kullanmasını kolaylaştıracak. Tokyo ayrıca Manila'ya 600 milyar yen (yaklaşık 4 milyar dolar) tutarında kalkınma yardımı taahhüt etti. Bu yardım, demiryolu projeleri, afet yönetimi ve dijital dönüşüm gibi alanlara odaklanıyor.
Japonya'nın Filipinler'e yönelik bu hamlesi, 2022'de kabul edilen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi'nin bir parçası. Bu strateji, Japonya'nın savunma harcamalarını 2027'ye kadar GSYİH'nın %2'sine çıkarmasını ve dost ülkelerle güvenlik iş birliğini derinleştirmesini öngörüyor. Filipinler ise ABD ile 2014'te imzaladığı Genişletilmiş Savunma İş Birliği Anlaşması'na (EDCA) ek olarak, Japonya ile de benzer bir anlaşma arayışında.
Ancak bu yakınlaşma, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki dokuz çizgili hat iddiası ve Filipinler'in özel ekonomik bölgesinde (EEZ) yürüttüğü deniz baskısına karşı bir yanıt niteliği taşıyor. Manila'nın Çin'e karşı yargısal bir zafer kazandığı 2016 tarihli Lahey tahkim kararına rağmen, Pekin bu kararı tanımıyor ve Scarborough Shoal ile Second Thomas Shoal gibi bölgelerdeki fiili kontrolünü sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya-Filipinler ortaklığı, sadece ikili ilişkilerin ötesinde, Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengesini etkileme potansiyeline sahip. ABD, Japonya, Avustralya ve Filipinler arasında dörtlü bir deniz güvenliği diyaloğu şekilleniyor. Bu yapı, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'ne (BRI) karşı alternatif altyapı projelerini de içeriyor.
Ancak bu gelişme, bölge ülkeleri arasında bir kutuplaşma endişesini de beraberinde getiriyor. Malezya, Endonezya ve Vietnam gibi Çin ile ekonomik bağları kuvvetli ülkeler, doğrudan Çin karşıtı bir cephenin parçası olmak istemiyor. Öte yandan, Çin'in Tayvan'a yönelik artan askeri baskısı, Japonya'nın güneybatı adalarını (Sakishima Adaları) ve Filipinler'in kuzeyini (Batan Adaları) stratejik açıdan daha önemli hale getiriyor. Tokyo, Tayvan'da bir çatışmanın kendi ulusal güvenliğini doğrudan tehdit edeceğini düşünüyor.
Küresel ölçekte ise bu ortaklık, demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde yükselen bir bloklaşma olarak görülebilir. Ancak Japonya, anayasasının savaşı reddeden 9. maddesi nedeniyle askeri olarak sınırlı bir rol oynayabiliyor. Filipinler'de ise Marcos yönetimi, iç siyasette Duterte döneminin Çin yanlısı mirasını tam olarak terk etmiş değil; bu durum, ortaklığın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hint-Pasifik bölgesine doğrudan bir kıyıdaş olmasa da, Asya-Pasifik'teki güç dengeleri Ankara'nın dış politikasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Çin ile artan ticari bağları (İpek Yolu'nun orta koridoru) ve ABD ile güvenlik iş birliği arasında denge kurmaya çalışıyor. Japonya-Filipinler ortaklığı, Çin'in tek kutuplu etkisine karşı çok kutuplu bir denge arayışının parçası olarak Türkiye'nin de ilgisini çekiyor. Ankara, özellikle savunma sanayii alanında (İHA/SİHA teknolojisi) bölge ülkeleriyle iş birliği potansiyeli taşıyor. Ancak Türkiye'nin Çin ile ekonomik ilişkileri, doğrudan Çin karşıtı bir ittifaka katılmasını engelliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin hem Doğu hem Batı ile dengeli ilişkiler yürütme stratejisini test eden bir örnek olarak değerlendirilebilir.