ABD Başkanı Donald Trump, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran'ın bir görüşme talep ettiğini ve iki tarafın Salı günü Katar'ın başkenti Doha'da bir araya geleceğini iddia etti. Trump, Truth Social hesabından yaptığı kısa paylaşımda, "İran bir görüşme talep etti. Yarın Doha'da gerçekleşecek" ifadelerini kullandı. Ancak gün içerisinde İran tarafından konuya ilişkin resmi bir doğrulama gelmedi.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın bu açıklaması, ABD-İran ilişkilerinin son derece gergin olduğu bir dönemde geldi. ABD, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri nedeniyle Tahran'a yönelik yaptırımları artırmış, İran ise uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız vermişti. İki ülke arasındaki dolaylı görüşmeler Umman ve Katar gibi ülkeler aracılığıyla sürdürülüyordu. Trump'ın bu duyurusu, doğrudan bir görüşmenin uzun bir aradan sonra ilk kez gerçekleşebileceği anlamına geliyor. Eylül 2023'te, beş ABD vatandaşının serbest bırakılması karşılığında 6 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakıldığı bir takas anlaşması yapılmıştı. Ancak 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e saldırısı ve ardından Gazze'de başlayan savaş, bölgedeki dengeleri altüst etmiş, İran ile ABD arasındaki gerilimi de tırmandırmıştı.
Trump, İran'a yönelik geleneksel olarak “maksimum baskı” politikası izlemiş ve 2018'de nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmişti. Ancak son dönemde, özellikle Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme adımları ve Çin'in arabuluculuğunda yürütülen diplomasi, bölgesel dinamikleri değiştirmiş durumda. Bu bağlamda, Trump’ın Doha’da bir görüşme duyurması, İran’ın yeni yönetimi altında (İbrahim Reisi'nin ölümünün ardından) dış politikada bir yumuşama sinyali olarak da yorumlanabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran görüşmesinin Doha'da yapılması, Katar'ın bölgesel bir arabulucu olarak rolünü bir kez daha öne çıkarıyor. Katar, Afganistan, Gazze ve diğer krizlerde ABD ile farklı taraflar arasında iletişim kanalları sağlamıştı. Trump'ın duyurusu, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani'nin Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu kolaylaştırdığı yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Bu görüşme, İran'ın nükleer dosyasıyla sınırlı kalmayabilir. Bölgesel güvenlik meseleleri, özellikle Yemen'deki Husiler, Irak'taki İran yanlısı milisler ve Lübnan'daki Hizbullah faaliyetleri masada olabilir. Ayrıca, Trump'ın İran'ı hedef alan suikast iddiaları ve Kasım Süleymani'nin öldürülmesi gibi geçmiş olaylar nedeniyle Tahran'da ABD'ye duyulan güvensizlik, bu görüşmenin somut sonuçlara ulaşmasını zorlaştırabilir. İran'ın nükleer programı, IAEA raporlarına göre %60 saflıkta uranyum zenginleştirme seviyesine ulaşmış durumda ve bu, silah seviyesi olan %90'a oldukça yakın.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran görüşmesi, Türkiye'nin komşusu olan İran ile ilişkileri ve bölgesel politikaları açısından yakından takip edilmelidir. Türkiye, İran ile enerji ticareti ve PKK/PYD meselesinde kimi zaman karşıt kutuplarda yer alsa da, Suriye ve Irak'ta istikrar konusunda ortak çıkarlara sahiptir. ABD ile İran arasında olası bir yumuşama, Körfez ülkelerinin İran'la normalleşmesini hızlandırabilir ve Türkiye'nin Katar, Suudi Arabistan gibi ülkelerle rekabet ettiği bölgesel denklemleri etkileyebilir. Ayrıca, İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin enerji ithalatında maliyet avantajı sağlayabilir. Ancak ABD-İran yakınlaşmasının Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığına veya PKK ile mücadelesine olumsuz yansımaları olabileceği de değerlendirilmelidir.