İsrail ile Lübnan arasında varılan deniz sınırı anlaşması, birçok uzman tarafından 1990'lardaki Oslo barış sürecini anımsatan "utanç verici" bir düzenleme olarak nitelendiriliyor. Anlaşma, iki ülke arasındaki deniz yetki alanlarını belirlerken, Lübnan'ın egemenlik haklarını yeterince korumadığı ve Hizbullah'ın bölgedeki nüfuzunu artırdığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Özellikle Kana sahasındaki gaz rezervlerinin İsrail'e bırakılması, Lübnan'ın ekonomik krizini ağırlaştıracak bir adım olarak görülüyor. Anlaşma sürecinde ABD arabuluculuğu öne çıkarken, tarafların müzakereleri gizli yürütmesi dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ve Lübnan, on yıllardır süren deniz sınırı anlaşmazlığını Ekim 2022'de, ABD'nin arabuluculuğunda imzalanan bir anlaşmayla çözdü. Anlaşma, Doğu Akdeniz'deki Kana ve Şamal gaz sahalarının paylaşımını düzenliyor. Ancak Lübnan'ın bu anlaşmayla Kana sahasındaki haklarından feragat ettiği ve İsrail'in bölgedeki ekonomik çıkarlarını pekiştirdiği iddia ediliyor. Uzmanlar, anlaşmanın imzalanmasının ardından Hizbullah'ın kendini siyasi ve askeri açıdan güçlendirdiğini, zira örgütün "Lübnan'ın çıkarlarını koruma" retoriğini kullanabildiğini belirtiyor.
Oslo barış sürecine benzer şekilde, bu anlaşmanın da kapsayıcılıktan yoksun olduğu ve Lübnan toplumunun farklı kesimlerinin sürece dahil edilmediği eleştirileri yapılıyor. Lübnanlı siyasetçiler ve sivil toplum örgütleri, anlaşmanın egemenlik haklarını ihlal ettiğini savunurken, İsrail'in uluslararası baskı altında imzalamış gibi görünmesine rağmen aslında kazançlı çıktığı ifade ediliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşma, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiği açısından kritik bir dönüm noktası. İsrail, Doğu Akdeniz'deki gaz rezervlerini Avrupa'ya ihraç etmeyi hedeflerken, Lübna’nın kendi kaynaklarını geliştirememesi bölgedeki güç dengesini İsrail lehine bozuyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki kendi hakları açısından bu anlaşmayı dikkatle izliyor. Anlaşma, ABD'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü pekiştirirken, uluslararası hukuk tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, bu tür anlaşmaların bölgesel istikrarsızlığı artırabileceği ve Lübnan gibi kırılgan devletlerin egemenliğini daha da zayıflatabileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu anlaşma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki münhasır ekonomik bölge (MEB) haklarıyla doğrudan ilişkilidir. Türkiye, Libya'yla yaptığı deniz yetki alanı anlaşmasıyla Doğu Akdeniz'de kendi konumunu güçlendirmeye çalışırken, İsrail-Lübnan anlaşması bölgede yeni bir denklem yaratıyor. Özellikle Kana sahasının İsrail'e bırakılması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji projelerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, anlaşma Hizbullah'ı güçlendirerek Suriye ve Lübnan üzerinden Türkiye'nin güney sınırlarına yönelik güvenlik risklerini artırabilir. Ankara'nın, Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını korumak ve bölgesel dengeleri gözetmek için daha aktif bir diplomasi izlemesi bekleniyor.