ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa Birliği'nin Kanada'yı ilk 'ortak üye' yapma önerisini hayata geçirmesi durumunda ciddi gümrük vergileri uygulamakla tehdit etti. Trump, bu hamleyi 'düşmanca bir eylem' olarak nitelendirdi. Kanada Başbakanı Mark Carney'nin Perşembe günü Avrupa Parlamentosu'na hitap etmesi beklenirken, açıklama transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim dalgası yarattı.
Gelişmenin Arka Planı: Kanada'nın AB'ye Ortak Üyelik Başvurusu
Kanada'nın Avrupa Birliği'ne 'ortak üyelik' başvurusu, aslında yeni bir girişim değil. Ülke, 2017'den bu yana AB ile kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması olan CETA'nın (Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması) tarafı. Ancak Ottawa yönetimi, son dönemde ticari ve siyasi ilişkileri daha da derinleştirmek için 'ortak üyelik' statüsü talep ediyor. Bu statü, Kanada'ya AB'nin iç pazarına kısmi erişim, düzenleyici kurumlarda gözlemci statüsü ve dış politika koordinasyonunda daha fazla söz hakkı tanıyacak. Avrupa Komisyonu, konuyu teknik düzeyde değerlendirirken, bazı üye ülkeler Kanada'nın bu talebine sıcak bakıyor.
Trump'ın tepkisi, ABD'nin ticaret politikasındaki tek taraflı ve agresif çizgisinin bir devamı niteliğinde. Eski başkan, görevde olduğu dönemde de AB'ye çelik ve alüminyum vergileri getirmiş, transatlantik ticaret savaşlarını körüklemişti. Şimdi ise Kanada'nın AB ile yakınlaşmasını, ABD'nin Kuzey Amerika'daki ticari çıkarlarına doğrudan bir meydan okuma olarak görüyor. Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, 'Eğer AB, Kanada'yı üye olarak kabul ederse, onlara şimdiye kadar görmedikleri gümrük vergilerini uygularım. Bu, ABD'nin otomobil, tarım ve teknoloji sektörlerine yapılmış bir saldırıdır' ifadelerini kullandı.
Kanada Başbakanı Mark Carney ise konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Carney'in Perşembe günü Avrupa Parlamentosu'nda yapacağı konuşmada, Kanada'nın AB ile ilişkilerini güçlendirme kararlılığını vurgulaması ve Trump'ın tehditlerine karşı ortak bir duruş sergilemesi bekleniyor. Carney, göreve geldiğinden bu yana çok taraflılık ve kurallara dayalı ticaret sistemine vurgu yapıyor; bu konuşma da bu çizginin bir parçası olacak.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Ticaret Savaşı mı?
Trump'ın tehdidi, sadece ABD-AB-Kanada üçgeniyle sınırlı değil. Küresel ticaret düzeni, son yıllarda artan korumacılık ve jeopolitik rekabet nedeniyle zaten baskı altında. ABD'nin Çin'e karşı yürüttüğü ticaret savaşı, pandemi sonrası tedarik zinciri sorunları ve Rusya-Ukrayna savaşının enerji piyasalarına etkileri, dünya ticaretini parçalı hale getirdi. Şimdi bir de ABD'nin kendi müttefiklerine yönelik tehditleri eklenince, uluslararası ekonomik düzenin daha da istikrarsızlaşması riski ortaya çıkıyor.
Avrupa Birliği yetkilileri, Trump'ın açıklamalarını 'sorumsuz' ve 'kabul edilemez' olarak nitelendirdi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, yaptığı yazılı açıklamada, 'Avrupa Birliği, egemen kararlar alma hakkına sahiptir. Üçüncü ülkelerin tehditleri, transatlantik ilişkilerin ruhuna aykırıdır' dedi. Ancak AB'nin eli de tamamen rahat değil; zira ABD, AB'nin en büyük ticaret ortağı ve güvenlik garantörü. Olası bir gümrük vergisi savaşı, özellikle Alman otomotiv sektörü ve Fransız tarım ürünleri için ciddi kayıplar anlamına gelir.
Kanada cephesinde ise kamuoyu büyük ölçüde AB'ye yakınlaşmayı destekliyor. Son anketlere göre Kanadalıların %62'si, AB ile ilişkilerin derinleştirilmesini olumlu buluyor. Ancak Trump'ın tehditleri, Kanada'nın ekonomik güvenliği açısından da risk oluşturuyor: ABD, Kanada'nın en büyük ihracat pazarı ve herhangi bir gümrük vergisi artışı, Kanada ekonomisini doğrudan vuracaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın AB'ye yönelik gümrük vergisi tehdidi, Türkiye'nin dış ticaret ve güvenlik politikaları açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, hem AB hem de ABD ile Gümrük Birliği ve stratejik ortaklık ilişkilerine sahip. Olası bir transatlantik ticaret savaşı, Türkiye'nin ihracat pazarlarını ve tedarik zincirlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca ABD'nin müttefiklerine yönelik tek taraflı tehditleri, NATO içi dayanışmayı zayıflatarak Türkiye'nin güvenlik dengelerini de etkileyebilir. Ankara, bu tür gerilimlerde denge politikası izleyerek hem AB hem de ABD ile ilişkilerini korumaya çalışacaktır. Ancak uzun vadede, kurallara dayalı ticaret sisteminin erozyonu, Türkiye gibi ihracat odaklı ekonomiler için risk teşkil ediyor.