İngiltere’nin en büyük su ve atık su şirketi Thames Water’ın alacaklıları, yeni İşçi Partisi lideri Burnham hükümetinin millileştirme planlarını engellemek amacıyla, şirkette ‘altın hisse’ (golden share) vermeyi içeren geliştirilmiş bir teklif sunmaya hazırlanıyor. Financial Times’ın haberine göre, şirketin tahvil sahipleri ve bankaları, Thames Water’ın kamuya devredilmesini önlemek için bu stratejik hamleyi değerlendiriyor. Altın hisse, hükümete şirket yönetiminde söz hakkı tanıyacak ve olası bir devralmayı veto yetkisi verecek. Bu teklif, şirketin 15 milyar sterlini bulan borç yükü ve düzenleyici cezalar nedeniyle zor durumda olduğu bir dönemde geliyor.
Borç krizi ve millileştirme riski
Thames Water, yıllardır süren yetersiz yatırımlar, artan borçlar ve düzenleyici cezalar nedeniyle mali açıdan sıkıntı yaşıyor. Şirket, 2023 yılında 15 milyar sterlini aşan borcu ve 1 milyar sterlinlik kayıpla dikkat çekmişti. Hükümet, Thames Water'ın iflasının su temininde aksamalara yol açabileceği endişesiyle, şirketin geçici olarak kamulaştırılması için planlar yapıyor. Ancak alacaklılar, millileştirmenin hem kendi alacaklarına hem de şirketin değerine büyük zarar vereceğini düşünüyor. Bu nedenle, hükümete altın hisse teklif ederek, kamu yararını gözeten ancak özel mülkiyeti koruyan bir çözüm arayışındalar.
Altın hisse, hükümete şirketin stratejik kararlarında -örneğin borçlanma limitleri, temettü politikaları ve varlık satışları- veto hakkı tanıyacak. Bu, hükümetin su fiyatlarını denetlemesine ve çevresel yatırımları zorlamasına olanak sağlayacak. Alacaklılar, bu teklifin hükümet için daha az maliyetli ve piyasa dostu bir alternatif olduğunu savunuyor. Zira millileştirme, devletin 10 milyar sterline kadar tazminat ödemesini gerektirebilirken, altın hisse modeli hükümete herhangi bir maliyet getirmeden kontrol imkânı sunuyor.
Küresel su krizi ve yatırımcı güveni
Thames Water’ın durumu, küresel çapta özel su şirketlerinin karşılaştığı sorunların bir yansıması olarak görülüyor. Artan borç yükü, iklim değişikliği kaynaklı su kıtlığı ve yaşlanan altyapı, su sektöründe yatırımcı güvenini sarsıyor. İngiltere’de Thames Water örneği, hükümetlerin su gibi stratejik bir kaynağın özel sektör kontrolünde olmasının risklerini yeniden değerlendirmesine yol açtı. Avrupa’da benzer durumlar yaşanırken, ABD’de de bazı eyaletler su hizmetlerinin kamulaştırılmasını tartışıyor. Bu süreç, uluslararası yatırımcılar için su sektöründe düzenleyici risklerin arttığına işaret ediyor.
Uzmanlar, Thames Water’ın alacaklılarının altın hisse teklifinin başarılı olması halinde, diğer krizdeki su şirketleri için de bir model oluşturabileceğini belirtiyor. Ancak hükümetin bu teklifi kabul edip etmeyeceği belirsiz. Burnham yönetimi, seçim vaatleri arasında kamu hizmetlerini daha sıkı denetleme sözü vermişti. Altın hisse, bu vaatlerle uyumlu olsa da, bazı partililer tam kamu mülkiyetinin daha etkili olacağını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Thames Water krizi, su ve altyapı hizmetlerinin özelleştirilmesi konusunda küresel bir tartışmayı alevlendiriyor. Türkiye’de de belediyeler tarafından yürütülen su ve kanalizasyon hizmetlerinde özel sektör katılımı sınırlı olsa da, kamu-özel ortaklıkları yaygınlaşıyor. İngiltere’deki gelişmeler, düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesi ve stratejik kamu kontrolünün önemini ortaya koyuyor. Türkiye’nin benzer bir krizle karşılaşmaması için, su gibi kritik altyapıda özel sektörün aşırı borçlanmasının önlenmesi ve şeffaf düzenlemeler yapılması gerekiyor. Ayrıca, bu tür olaylar uluslararası yatırımcıların Türkiye’deki altyapı projelerine bakışını da etkileyebilir.