ABD'nin kuruluşundan bu yana bir 'tepedeki şehir' olarak tanımlanan uluslararası rolü, son yıllarda derin bir krizle karşı karşıya. Tarihçi Michael Beschloss'un analizine göre, Amerikan demokrasisinin temel ilkeleri olan hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve kuvvetler ayrılığı gibi değerlerden uzaklaşılması, ülkenin dünyaya örnek olma kapasitesini ciddi şekilde zedeliyor. Beschloss, bu gidişatın yalnızca ABD iç siyaseti için değil, küresel düzeyde demokrasinin geleceği açısından da endişe verici olduğunu vurguluyor.
Kurucu İlkelerden Sapma
Beschloss, ABD'nin kurucu babalarının ortaya koyduğu ilkelerin, ülkenin dünya üzerindeki ahlaki liderliğinin temelini oluşturduğunu hatırlatıyor. Ancak son dönemde yaşanan siyasi kutuplaşma, seçimlere yönelik güvensizlik, yargının bağımsızlığına yönelik tehditler ve demokratik kurumların aşınması, bu ilkelerin terk edildiğini gösteriyor. Özellikle 6 Ocak 2021 Kongre baskını ve sonrasındaki süreç, Amerikan demokrasisinin kırılganlığını tüm dünyaya göstermişti. Beschloss'a göre, bu tür olaylar ABD'nin demokratik bir model olarak itibarını zedeliyor ve otoriter rejimlere karşı savunduğu değerleri baltalıyor.
Küresel Liderliğin Sonu mu?
ABD'nin demokratik dünyanın lideri olarak görülmesi, sadece askeri ve ekonomik gücüne değil, aynı zamanda değerlerine dayanıyordu. Beschloss, bu değerlerin terk edilmesinin, ABD'nin iklim değişikliği, uluslararası ticaret ve güvenlik gibi küresel sorunlarda etkili bir lider olmasını engellediğini belirtiyor. Çin ve Rusya gibi rakipler, ABD'nin bu zayıflığını kendi lehlerine kullanırken, müttefikler de Washington'un güvenilirliğini sorgulamaya başladı. Özellikle eski Başkan Donald Trump döneminde NATO'nun sorgulanması ve ticaret savaşları, bu endişeleri derinleştirdi. Beschloss'a göre, ABD'nin 'tepedeki şehir' statüsünü yeniden kazanması, ancak kurucu ilkelere dönüşle mümkün olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin küresel liderlik kapasitesindeki bu erozyon, Türkiye açısından jeopolitik bir fırsat ve risk dengesi yaratıyor. Bir yandan ABD'nin otoriterleşme endişeleri, Ankara'nın Washington'la ilişkilerinde daha bağımsız bir pozisyon almasına olanak tanıyabilir. Öte yandan, ABD'nin çekilmesiyle oluşacak güç boşluğu, bölgesel aktörler arasında rekabeti artırabilir ve Türkiye'nin Avrupa veya Asya'da yeni ittifaklar arayışında olmasını gerektirebilir. Türkiye, kendi demokratik standartları ve hukuk devleti ilkelerine bağlılığını koruduğu ölçüde, bu yeni denklemde pozitif bir rol oynayabilir. Aksi takdirde, ABD'deki değerler erozyonunun benzer bir sürecin Türkiye'de de yaşanmasına yol açabileceği unutulmamalıdır.