ABD Yüksek Mahkemesi, Pazartesi günü aldığı bir kararla başkanın federal kurum başkanlarını önemli bir neden gösterme zorunluluğu olmaksızın görevden almasının önünü açtı. İki muhalif yargıçtan biri olan Sonia Sotomayor, kaleme aldığı sert muhalefet şerhinde çoğunluğun kararının Başkan Donald Trump ve gelecekteki başkanlara “sınırsız yetki” verdiğini ve bunun kuvvetler ayrılığı ilkesini baltaladığını belirtti. Sotomayor, bu kararın “yalnızca kaos yaratacağını” ifade ederek, yürütme erkinin yasama ve yargı üzerindeki denetim mekanizmalarını ortadan kaldırdığını vurguladı. Mahkeme, 1935 tarihli Humphrey’s Executor v. United States emsalini 5-4 oyla bozarak, başkana Federal Ticaret Komisyonu (FTC) ve benzeri bağımsız ajansların başkanlarını istediği zaman görevden alma yetkisi tanıdı. Başkan Trump, daha önceki başkanlık döneminde de birçok federal kurum başkanını görevden almış, ancak süreç mahkeme engellerine takılmıştı.
Kararın Arka Planı: Humphrey's Executor ve Değişen Dengeler
1935 yılında alınan Humphrey's Executor kararı, başkanın Federal Ticaret Komisyonu gibi bağımsız kurumların üyelerini ancak “verimsizlik, ihmal veya görevi kötüye kullanma” gibi nedenlerle görevden alabileceğini öngörüyordu. Bu karar, başkanın yürütme yetkisini sınırlandırarak bağımsız kurumların kongre denetimi altında bağımsız çalışmasını sağlıyordu. Ancak muhafazakâr yargıçların çoğunlukta olduğu bugünkü mahkeme, bu emsali “anakronik” bularak kaldırdı ve başkanın bu kurumlar üzerinde tam kontrol sahibi olması gerektiğini savundu. Muhafazakâr kanat, başkanın halk tarafından seçildiğini ve bu nedenle yürütme gücünü kullanırken daha geniş yetkilere sahip olması gerektiğini ileri sürüyor. Başyargıç John Roberts ve diğer muhafazakâr yargıçlar, başkanın “yürütme yetkisinin devredilemez bir parçası” olarak federal kurumların başkanlarını denetleme hakkı olduğunu ifade etti. Liberaller ise bu kararın başkanlık sistemindeki dengeyi bozduğunu ve kongrenin kurumlar üzerindeki denetim yetkisini zayıflattığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mahkemenin bu kararı, yalnızca ABD iç hukukunu değil, uluslararası alanda da yankı buldu. Karar, ABD’de başkanın yetkilerinin sınırsız hale gelmesi endişesini doğururken, diğer ülkelerdeki başkanlık sistemleri üzerinde de tartışmalara yol açtı. Özellikle Latin Amerika’da uzun süredir başkanların yargıyı ve bağımsız kurumları baskı altına aldığı eleştirileri göz önüne alındığında, bu karar ABD’nin küresel pozisyonunu etkileyebilir. Avrupa Birliği ve diğer demokrasiler, kuvvetler ayrılığı ilkesinin zayıflamasından duydukları endişeyi dile getirdi. Analistler, kararın ABD’nin yatırım ortamını ve düzenleyici kurumların bağımsızlığını tehdit edebileceğini, bunun da küresel piyasaları etkileyebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye’deki başkanlık sisteminin işleyişi ve kuvvetler ayrılığı tartışmaları açısından önemli bir referans noktasıdır. ABD’de yürütme yetkisinin genişletilmesi, Türkiye’de de başkanlık sistemini eleştirenlerin elini güçlendirebilecek bir argüman sunmaktadır. Kararın, özellikle düzenleyici kurumların bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konularında Türkiye’deki mevcut tartışmaları derinleştirmesi muhtemeldir. Ayrıca, ABD ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerde, yürütme yetkisinin sınırları konusu zaman zaman gündeme gelmektedir. Bu karar, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde, özellikle ticaret ve yatırım alanındaki düzenlemelerde ABD başkanının daha fazla takdir yetkisine sahip olacağı anlamına gelebilir.