İran Dışişleri Bakanlığı, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran ile bir anlaşmanın 'kısa süre içinde' imzalanacağı yönündeki açıklamasının ardından, iki ülke cumhurbaşkanlarının anlaşmayı bizzat imzalaması planını değerlendirdiklerini duyurdu. Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada anlaşmanın kesin tarihini vermese de 'çok yakında' tamamlanacağını söylemişti. Tahran yönetimi ise konuya ilişkin nihai kararın henüz alınmadığını, ancak üst düzey görüşmelerin sürdüğünü bildirdi. Bu gelişme, 2015'te imzalanan ve Trump'ın 2018'de tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmanın (JCPOA) yeniden canlandırılmasına yönelik müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiğini gösteriyor.
Anlaşmanın arka planı ve müzakerelerin seyri
ABD ile İran arasında dolaylı yollardan yürütülen müzakereler, Umman ve Katar gibi bölge ülkelerinin arabuluculuğunda aylardır devam ediyordu. Trump yönetimi, İran'ın nükleer programının sivil amaçlarla sınırlandırılması, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin denetlenmesi ve yaptırımların kademeli olarak kaldırılması gibi konularda anlaşmaya varmak istiyor. İran ise özellikle petrol ihracatına getirilen ambargoların tamamen kaldırılması ve dondurulan varlıklarına erişim talep ediyor.
Anlaşmanın cumhurbaşkanları düzeyinde imzalanması, sembolik açıdan büyük önem taşıyor. 2015'teki anlaşma da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani arasında varılmış, ancak imza töreni dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleşmişti. Bu kez iki liderin bir araya gelmesi, ilişkilerin normalleşmesi yolunda önemli bir adım olarak görülüyor. Ancak İran'daki muhafazakar kanat, özellikle de Devrim Muhafızları, ABD ile doğrudan diplomasiye şüpheyle yaklaşıyor; anlaşmanın ulusal egemenliği zayıflatacağını savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Olası bir anlaşma, Orta Doğu'da dengeleri değiştirebilir. İran'ın nükleer programının denetim altına alınması, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkelerinde endişeyle karşılanıyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını önlemek için anlaşmanın yeterli olmayacağını, daha kapsamlı bir düzenleme gerektiğini savunuyor. Suudi Arabistan ise İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını istiyor.
Küresel ölçekte, anlaşma uluslararası petrol piyasalarını etkileyebilir. İran'ın ham petrol ihracatının serbest kalması, arz fazlası yaratarak petrol fiyatlarını aşağı çekebilir. Bu durum, OPEC ülkeleri ve özellikle Rusya için olumsuz, petrol ithal eden ülkeler için ise olumlu bir gelişme olur. Ayrıca anlaşma, ABD'nin Çin ve Rusya ile rekabetinde İran'ı Batı'ya yaklaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor. Anlaşma sonrası yaptırımların kalkması, Ankara'nın enerji tedarikini kolaylaştırabilir ve maliyetleri düşürebilir. Ayrıca Türkiye, İran'ın yeniden uluslararası sisteme entegre olmasıyla bölgesel ticaret hacminin artmasını bekliyor. Ancak İsrail ve Suudi Arabistan'ın anlaşmaya karşı çıkması, Orta Doğu'da yeni bir gerilim hattı yaratabilir; Türkiye bu dengeyi iyi yönetmek zorunda. ABD-İran yakınlaşması, Ankara'nın Washington ile ilişkilerinde de olumlu bir hava estirebilir.