Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon, Yemen'de İran destekli Husi milislerine ait 100'den fazla hedefi imha ettiğini duyurdu. Koalisyon sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, düzenlediği basın toplantısında son 24 saat içinde gerçekleştirilen operasyonlarda Husi milislerinin insansız hava araçları (İHA), balistik füzeler, silah depoları ve komuta merkezlerinin vurulduğunu belirtti. Açıklamaya göre, koalisyon güçleri ayrıca Hudeyde ve Sana başta olmak üzere birçok kentte Husi mevzilerine yönelik hava saldırıları düzenledi.
Operasyonun Arka Planı ve Ayrıntılar
Koalisyon sözcüsü Maliki, operasyonların Husi milislerinin Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine ve Yemen hükümet güçlerine yönelik artan saldırılarına yanıt olarak gerçekleştirildiğini ifade etti. Son haftalarda Husiler, Suudi Arabistan'ın stratejik öneme sahip tesislerine yönelik çok sayıda İHA ve füze saldırısı düzenlemişti. Koalisyon, bu saldırıları püskürtmek ve Husi milislerinin askeri kapasitesini zayıflatmak amacıyla kapsamlı bir hava harekâtı başlattı. Maliki, vurulan hedefler arasında İHA üretim ve depolama tesisleri, balistik füze rampaları, askeri araçlar ve iletişim ağlarının bulunduğunu kaydetti. Operasyonlarda sivil kayıplara ilişkin herhangi bir bilgi verilmedi; ancak bağımsız kaynaklar, çatışmaların sivil yerleşim yerlerine yakın bölgelerde yoğunlaştığını ve bazı sivil kayıpların olabileceğini öne sürüyor. Husi yetkilileri ise koalisyonun iddialarını reddederek, saldırıların sivil altyapıyı hedef aldığını ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda sivilin hayatını kaybettiğini savunuyor. Bu karşılıklı suçlamalar, Yemen'deki çatışmanın bilgi savaşı boyutunu da gözler önüne seriyor.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Yemen'deki çatışmalarda sivillerin korunması çağrısında bulunurken, taraflara uluslararası hukuka uygun hareket etme yükümlülüklerini hatırlatıyor. Koalisyon güçleri, operasyonların meşru müdafaa kapsamında ve uluslararası hukuka uygun olarak yürütüldüğünü savunuyor. Öte yandan, Husilerin kontrolündeki Sana hükümeti, koalisyonun hava saldırılarını savaş suçu olarak nitelendiriyor ve uluslararası toplumu müdahaleye çağırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'de 2015 yılından bu yana devam eden iç savaş, bölgesel ve küresel güçlerin vekâlet savaşına dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen hükümetini desteklerken; İran, Husi milislerine askeri ve finansal destek sağlamakla suçlanıyor. Bu durum, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin bir yansıması olarak görülüyor. Son dönemde Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Körfez'deki enerji güvenliğini tehdit ediyor. Suudi Arabistan'ın petrol ihracatını sekteye uğratabilecek bu saldırılar, küresel petrol fiyatlarını da etkiliyor. ABD, İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkeler, Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlarken; Rusya ve Çin, çatışmada daha çok diplomatik çözüm çağrısı yapmakla yetiniyor. Birleşmiş Milletler, Yemen'de kapsamlı bir ateşkes ve siyasi çözüm için çabalarını sürdürse de, taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle somut bir ilerleme kaydedilemiyor. Son gelişme, Husilerin askeri kapasitesinin ne denli güçlü olduğunu ve koalisyonun kararlılığını göstermesi açısından dikkat çekiyor. Uzmanlar, çatışmanın kısa vadede sona erme ihtimalinin düşük olduğunu, aksine tırmanma riskinin bulunduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde diplomatik çözümden yana bir tutum sergileyerek, Suudi Arabistan ve İran arasında dengeli bir politika izlemeye çalışmaktadır. Ankara, Husileri terör örgütü olarak tanımlamazken, Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini de dikkate almaktadır. Son gelişme, Türkiye'nin bölgedeki enerji güvenliği ve deniz ticareti yollarının istikrarı açısından önem taşımaktadır. Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki istikrarsızlık, Türk ihracatçıları ve enerji ithalatçıları için risk oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ekonomik ve savunma işbirliği, çatışmanın seyrinden etkilenebilir. Ankara'nın, taraflar arasında diyalog başlatılması yönündeki çağrılarını sürdürmesi ve insani yardımlara katkı sağlaması beklenmektedir.