Suudi Arabistan, Yemen'deki Husi isyancılarına karşı uzun süreli bir savaşı finanse edebilecek ekonomik güce sahip. Uçak, füze, insansız hava aracı, hava savunma sistemleri ve istihbarat satın alabilir. Daha fakir bir devleti iflas ettirecek kayıpları absorbe edebilir. Ancak bu, Husi'leri yenebileceği anlamına gelmiyor. Bu ayrım artık göz ardı edilemez hale geldi. Veliaht Prens Muhammed bin Selman yönetimindeki Suudi Arabistan, 2015'ten bu yana Husi'lere karşı yürüttüğü askeri kampanyada kesin bir zafer elde edemedi. Çatışma, bölgesel istikrarı tehdit eden bir çıkmaza dönüştü.
Arka Plan: Suudi Arabistan'ın Husi Politikası
Suudi Arabistan, Mart 2015'te Yemen'de İran destekli Husi isyancılarına karşı hava operasyonlarına başladı. Amaç, devrilen Yemen hükümetini yeniden iktidara getirmek ve Husi'lerin Suudi sınırına yaklaşmasını engellemekti. Ancak yıllar süren bombardımana rağmen Husi'ler, başkent Sanaa ve kuzey bölgelerinin büyük bölümünü kontrol etmeye devam ediyor. Suudi Arabistan, koalisyon ortaklarıyla birlikte limanları ve hava sahasını abluka altına aldı, ancak bu adımlar Husi'lerin askeri kapasitesini kırmadı. Aksine, Husi'ler balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi topraklarındaki kritik tesisleri vurarak misilleme yaptı. 2019'da Abqaiq ve Khurais petrol tesislerine düzenlenen saldırılar, Suudi Arabistan'ın savunma kırılganlığını ortaya koydu.
Suudi Arabistan, askeri harcamalarını artırarak modern silah sistemleri tedarik etti. ABD, İngiltere ve Fransa'dan yapılan silah alımları milyarlarca doları buldu. Ancak bu silahlar, Husi'lerin gerilla taktikleri, dağlık arazideki hareket kabiliyeti ve yerel halk desteği karşısında etkisiz kaldı. Suudi ordusunun sahadaki performansı, lojistik sorunlar, istihbarat eksiklikleri ve koalisyon içi koordinasyon problemleri nedeniyle eleştirildi. Husi'ler ise İran'dan aldıkları destekle füze ve drone yeteneklerini geliştirdi.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, 2015'te savunma bakanı olarak savaşın mimarlarından biriydi. Ancak artan maliyetler ve uluslararası baskılar, Riyad'ı barış arayışına itti. 2022'de BM aracılığıyla ilan edilen ateşkes, kırılgan da olsa şiddeti azalttı. Yine de kalıcı bir barış anlaşması sağlanamadı. Suudi Arabistan, Husi'lerle doğrudan müzakerelere açık olduğunu sinyalini verdi, ancak Husi'lerin İran'la bağlantısı ve bölgesel nüfuzu, çözümü zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen iç savaşı, Orta Doğu'da vekalet savaşlarının bir parçası haline geldi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri koalisyonu, Husi'lere karşı savaşırken İran, Husi'leri destekleyerek bölgesel nüfuzunu artırıyor. Bu durum, Körfez'de güç dengesini karmaşıklaştırıyor. ABD, Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlasa da özellikle Biden yönetimi, savaşa doğrudan müdahaleden kaçındı ve silah satışlarını kısıtladı. BM, çatışmanın insani boyutuna dikkat çekiyor: Yemen'de milyonlarca insan açlık ve hastalıkla mücadele ediyor.
Husi'lerin askeri kapasitesi, Suudi Arabistan'ın güvenliği için doğrudan tehdit oluşturuyor. Husi füzeleri, Suudi şehirlerine ve petrol altyapısına ulaşabiliyor. Bu durum, küresel petrol arzını da etkileyebilir. Ayrıca Husi'lerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor. Suudi Arabistan, bu tehditleri bertaraf etmek için hava savunma sistemlerini güçlendirse de tam bir koruma sağlayamıyor. Çatışmanın uzaması, bölgede istikrarsızlığı derinleştiriyor ve insani krizi büyütüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmayı yakından izliyor. Suudi Arabistan'ın Husi'lere karşı yürüttüğü askeri kampanyanın çıkmaza girmesi, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki konumunu etkiliyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son yıllarda düzeltme çabasında. Ancak Yemen savaşı, Körfez'de istikrarsızlık yaratırken Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları için risk oluşturuyor. Husi'lerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Türk deniz ticaretini dolaylı olarak etkiliyor. Ayrıca Türkiye, insani yardım konusunda aktif rol alarak bölgesel nüfuzunu artırabilir. Suudi Arabistan'ın askeri çözümde tıkanması, Türkiye'ye diplomatik kanalların önemini hatırlatıyor.