Suudi Arabistan, Yemen'deki Husi isyancıların ülkenin güneyindeki Abha kenti ve başkent Riyad'a düzenlediği saldırılarda üç yabancı uyruklunun hayatını kaybettiğini duyurdu. Suudi Arabistan resmi kaynaklarına göre, Abha kentindeki saldırıda Faslı ve Cezayirli iki kadın öldü; Riyad'da ise bir Sudanlı uyruk yaşamını yitirdi. Saldırılar, Yemen'deki çatışmaların Suudi Arabistan topraklarına taşan yönünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Abha ve Riyad'a eş zamanlı saldırılar
Suudi Arabistan yetkilileri, Husi güçlerinin Abha Uluslararası Havalimanı ve çevresine yönelik saldırılar düzenlediğini, bu saldırılarda iki kadının hayatını kaybettiğini bildirdi. Ölen kadınlardan birinin Fas, diğerinin Cezayir vatandaşı olduğu belirtildi. Aynı saldırı dalgasında başkent Riyad'a da füze veya insansız hava aracı (İHA) ile saldırı düzenlendiği, bu saldırıda bir Sudan vatandaşının öldüğü kaydedildi. Suudi Arabistan, saldırıları kınayarak Husi güçlerini ve onların destekçilerini sivil hedefleri vurmakla suçladı.
Husi kontrolündeki medya organları ise saldırıların Suudi Arabistan'daki askeri hedeflere yönelik olduğunu öne sürdü. Ancak Suudi yetkililer, saldırıların sivil yerleşim alanlarını ve uluslararası havalimanını hedef aldığını vurguladı. Abha Havalimanı, daha önce de birkaç kez Husi saldırılarına maruz kalmıştı; bu saldırılar bölgede sivil havacılık güvenliğini tehdit ediyor.
Yemen savaşının bölgesel yansımaları
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaşta Husiler, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleriyle karşı karşıya. Koalisyon, Yemen hükümetini desteklemek amacıyla 2015'ten itibaren askeri müdahalede bulunuyor. Husi güçleri zaman zaman Suudi Arabistan'ın güney sınır bölgelerine ve iç kesimlerine balistik füze ve İHA saldırıları düzenliyor. Bu saldırılar, Suudi Arabistan'ın hava savunma sistemlerinin etkinliği konusunda soru işaretleri yaratırken, bölgede tansiyonu da yükseltiyor.
Suudi Arabistan, saldırıların ardından Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik hava operasyonlarını artırabileceğini sinyalini verdi. Uluslararası toplum ise artan sivil kayıplardan endişe duyduğunu dile getiriyor. Birleşmiş Milletler, Yemen'deki çatışmanın bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve insani krizi derinleştirdiğini defalarca uyardı. Ancak diplomatik çözüm çabaları şimdiye kadar sonuç vermedi.
Uluslararası tepkiler ve güvenlik endişeleri
Fas ve Cezayir henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak vatandaşlarının ölümü, bu ülkelerin Suudi Arabistan'daki vatandaşlarının güvenliği konusunda endişelerini artırabilir. Sudanlı yetkililer de olayla ilgili bilgi toplamaya çalışıyor. Suudi Arabistan, yabancı uyrukluların ölümünü duyurarak saldırıların uluslararası bir sorun haline geldiğini göstermeye çalışıyor. Bu durum, Husilerin uluslararası kamuoyunda daha fazla izole edilmesine yol açabilir.
Öte yandan, saldırıların Suudi Arabistan'ın ekonomik merkezi Riyad'a kadar ulaşması, ülkenin güvenlik algısını zedeliyor. Suudi Arabistan, son yıllarda ekonomik çeşitlendirme ve yatırım çekme çabalarını hızlandırmıştı; bu tür saldırılar yatırımcı güvenini sarsabilir. Ayrıca, Abha Havalimanı'nın sivil uçuşlara ev sahipliği yapması, saldırıların sivil havacılık üzerindeki riskini artırıyor.
Yemen'deki savaş, bölgesel bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan ve müttefikleri, Husileri İran'ın desteklediğini öne sürerken, İran bu suçlamaları reddediyor. ABD ve Batılı ülkeler, Suudi Arabistan'a istihbarat ve lojistik destek sağlıyor. Ancak son yıllarda özellikle ABD yönetimi, Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarını ve askeri desteği gözden geçirme sinyali vermişti. Bu saldırılar, Washington'un bölgedeki angajmanını yeniden şekillendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde tarafsız bir tutum izlemeye çalışsa da Suudi Arabistan ile ilişkileri son yıllarda normalleşme sürecinde. Husi saldırılarının Suudi Arabistan'da yabancı uyrukluları öldürmesi, bölgede istikrarsızlığın derinleştiğini gösteriyor. Türkiye'nin Körfez'deki ekonomik ve güvenlik çıkarları, Yemen savaşının tırmanmasından olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, olası bir askeri tırmanma, enerji fiyatlarını ve bölgesel ticareti olumsuz etkileyerek Türkiye'nin ekonomik istikrarını da dolaylı yoldan tehdit edebilir. Türkiye, diplomatik çözüm çağrılarını sürdürerek bölgesel barışa katkı sağlayabilir.