ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki daimi temsilcisi, Suriye'nin daha önce açıklanmayan kimyasal silah programının ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalarda kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karşıladı. Söz konusu açıklama, uluslararası toplumun Şam yönetiminin kimyasal silah kapasitesine ilişkin endişelerinin yeniden alevlendiği bir dönemde geldi. Yetkili, bu gelişmeyi “hem Suriye hem de uluslararası toplum için büyük bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Suriye, 2013 yılında Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'ne (OPCW) katılarak kimyasal silah stoklarını imha edeceğini taahhüt etmişti. Ancak son yıllarda, özellikle Esad rejimine yakın kaynaklardan gelen istihbarat raporları, Suriye'nin bu taahhüdünü ihlal ederek yeni kimyasal silahlar geliştirdiğini ya da eski stokları sakladığını ortaya koyuyordu.
ABD'nin BM temsilcisinin açıklaması, OPCW'nin yürüttüğü teknik incelemeler sonucunda elde edilen somut kanıtlara dayanıyor. Raporlara göre, Suriye'nin açıklanmayan kimyasal silah programı kapsamında sinir gazı ve hardal gazı gibi ölümcül maddelerin üretimi ve depolanmasına yönelik gizli tesisler tespit edildi. ABD, bu bulguların uluslararası yaptırımların sıkılaştırılması ve Suriye'ye yönelik diplomatik baskının artırılması için kullanılacağını sinyalini verdi.
Konuyla ilgili konuşan başka bir Batılı diplomat ise, “Bu sadece geçmişin bir hesabı değil; aynı zamanda gelecekteki saldırıların önlenmesi için bir fırsat. Suriye, uluslararası toplumun gözü önünde verdiği sözleri tutmaya zorlanmalı” dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye'nin kimyasal silah programının ortaya çıkarılması, sadece Suriye iç savaşı açısından değil, bölgesel güç dengesi ve küresel silahsızlanma çabaları açısından da kritik bir önem taşıyor. Esad rejimi, on yılı aşkın süredir devam eden iç savaşta han, sarind ve Ghouta gibi bölgelerde kimyasal silah kullanmakla suçlanmıştı. Bu saldırılar yüzlerce sivilin ölümüne yol açmış ve uluslararası toplumun sert tepkisine neden olmuştu.
Ancak Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisi sayesinde Şam yönetimine karşı etkili bir yaptırım kararı alınamamıştı. ABD'nin bu yeni hamlesi, Moskova'nın Suriye'ye verdiği desteğin sorgulanmasına ve Batılı ülkelerin yaptırım politikalarında daha koordineli hareket etmesine yol açabilir. Öte yandan, İsrail ve Ürdün gibi komşu ülkeler, kimyasal silahların terör örgütlerinin eline geçmesinden endişe ediyor. İsrail hava kuvvetleri, geçmişte Suriye'deki kimyasal silah tesislerine yönelik saldırılar düzenlemişti.
Küresel boyutta ise, bu gelişme Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'nin (CWC) etkinliğinin sorgulanmasına neden oluyor. Uzmanlar, Suriye'nin taahhütlerini ihlal etmesinin, diğer ülkeleri de benzer gizli programlar geliştirmeye teşvik edebileceği uyarısı yapıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, OPCW'nin soruşturma yetkilerinin genişletilmesi ve benzer ihlallerin erken tespiti için yeni bir uluslararası mekanizma kurulması çağrısı yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'nin gizli kimyasal silah programının ortaya çıkarılması, Türkiye için doğrudan güvenlik riski anlamına geliyor. Türkiye, Suriye ile 900 kilometrelik bir sınıra sahip ve Esad rejiminin kimyasal silah kullanması halinde sınır ötesi etkiler (mülteci akını, hava kirliliği) ile karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, PKK/YPG gibi terör örgütlerinin bu tür silahları ele geçirme ihtimali Ankara'nın endişelerini artırıyor. Diplomatik açıdan bakıldığında, Türkiye'nin BM'deki pozisyonu –Esad rejiminin kimyasal silah kullanımına karşı çıkması– ABD'nin bu hamlesiyle uyumlu. Ancak Türkiye, Rusya ile ilişkilerini dengelemek zorunda olduğu için, yaptırım konusunda Batılı müttefikleri kadar sert bir tutum benimsemeyebilir. Yine de bu gelişme, Türkiye'nin kuzey Suriye'deki askeri varlığını ve insani yardım politikalarını etkileyebilecek bir krizin habercisi olabilir.