İsrail ile Lübnan arasında, 2006'daki savaşın ardından varılan ateşkes anlaşmasını güçlendirmek ve kalıcı bir barışa dönüştürmek amacıyla yeni bir müzakere turu başladı. Görüşmeler, Birleşmiş Milletler Geçici Gücü (UNIFIL) ve ABD'nin arabuluculuğunda, Lübnan'ın güneyindeki sınır hattında sükuneti sağlamak, egemenlik ihlallerini sonlandırmak ve iki ülke arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığını çözmeyi hedefliyor. Ancak taraflar arasındaki derin güvensizlik, Hizbullah'ın askeri varlığı ve bölgesel jeopolitik dengeler, süreci son derece kırılgan kılıyor.
Görüşmelerin Arka Planı
İsrail ve Lübnan arasındaki son diplomatik temas, 2008 yılında dolaylı yollarla başlayan ve 2022'de imzalanan deniz sınırı anlaşmasına kadar uzanıyor. Bu anlaşma, Doğu Akdeniz'deki gaz sahalarının işletilmesine yönelik önemli bir adımdı. Ancak karadaki sınır ihlalleri, Hizbullah'ın silahlı kanadının Lübnan'ın güneyindeki varlığı ve İsrail'in sınır ötesi operasyonları, tansiyonun sürekli yüksek kalmasına neden oldu. BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, 2006 savaşını sonlandırmış, Lübnan'ın güneyinde silahsızlanmayı ve İsrail'in çekilmesini öngörmüştü. Ancak kararın uygulanması, özellikle Hizbullah'ın silah bırakmaması nedeniyle tam anlamıyla hayata geçirilemedi.
Yeni müzakere turunda, Lübnan tarafı öncelikle İsrail'in işgal altındaki Şeba Çiftlikleri'nden çekilmesini ve kara sınırındaki ihlallerin durdurulmasını talep ediyor. İsrail ise ateşkesin kalıcı olması için Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını ve Lübnan ordusunun güneyde tam kontrol sağlamasını şart koşuyor. Ayrıca, iki ülke arasında teknik düzeyde yürütülen sınır işaretleme çalışmaları, henüz bir uzlaşıyla sonuçlanmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Lübnan barışının önündeki en büyük engel, Lübnan'da devlet dışı bir aktör olan Hizbullah'ın askeri kapasitesi. İran destekli bu grup, Lübnan'da siyasi ve askeri bir güç odağı oluştururken, İsrail'e karşı yıllardır caydırıcılık sağlıyor. Hizbullah'ın varlığı, Lübnan hükümetinin bağımsız karar alma yeteneğini sınırlandırıyor. Öte yandan, İsrail'in bölgedeki askeri üstünlüğü ve zaman zaman düzenlediği hava saldırıları, Lübnan'da egemenlik endişelerini derinleştiriyor.
Uluslararası toplum, özellikle ABD ve Fransa, her iki tarafı da diyalog ve uzlaşıya teşvik ediyor. ABD, İsrail'in güvenliğini garanti altına almayı öncelerken, Fransa Lübnan'ın egemenliğini vurguluyor. BM ise UNIFIL aracılığıyla sahada istikrarı korumaya çalışıyor. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzu, Suudi Arabistan'ın Lübnan'daki siyasi krize müdahalesi ve Suriye iç savaşının yansımaları, müzakereleri karmaşıklaştırıyor. Deniz sınırı anlaşmasının başarısı, iki ülke arasında diyaloğun sürdürülebileceğini gösterse de, kapsamlı bir barış anlaşması için tarafların daha esnek olması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-Lübnan barış sürecinin akıbeti, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve bölgesel güç dengeleri açısından Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Lübnan'la tarihsel bağları ve Filistin davasına verdiği destek nedeniyle, İsrail-Lübnan arasında kalıcı bir barışın tesisini istiyor. Ancak Hizbullah'ın silahsızlandırılması gibi bazı talepler, Türkiye'nin bölgesel yaklaşımıyla çelişebilir. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarının işletilmesinde İsrail ve Lübnan'ın anlaşmazlığı, Türkiye'nin kıta sahanlığı sınırları ve enerji güvenliği üzerinde etkili olabilir. Ankara'nın, İsrail ile son yıllarda iyileşen ilişkilerine rağmen, Lübnan'daki Sünni çoğunlukla ilişkilerini koruması ve İran'ın nüfuzuna karşı dengeli bir pozisyon alması bekleniyor.