Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdülfettah el-Burhan, pazartesi günü yaptığı açıklamada ülkesindeki siyasi sürecin tamamen bir iç mesele olduğunu ve bu sürecin yalnızca Sudan sınırları içinde, Sudan halkının iradesiyle şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı. Burhan, uluslararası toplumun Sudan'a yönelik her türlü desteğe açık olduklarını ancak bu desteğin Sudan'ın egemenliğine saygı çerçevesinde, ülkenin iç işlerine müdahale niteliği taşımaması gerektiğini ifade etti. Açıklama, Sudan'da Nisan 2023'te patlak veren ve halen devam eden silahlı çatışmaların gölgesinde, ülkenin siyasi geleceğine dair uluslararası toplumun artan baskıları ve arabuluculuk çabaları sırasında geldi. Burhan'ın bu çıkışı, özellikle Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve bazı bölgesel aktörlerin Sudan'da kapsayıcı bir siyasi diyalog başlatma yönündeki çağrılarına bir yanıt niteliği taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Sudan, Nisan 2023'ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında şiddetli bir iç savaşa sahne oluyor. Çatışmalar, ülkenin sivil yönetime geçiş sürecini sekteye uğratırken, on binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarcasının yerinden edilmesine yol açtı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 8 milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kalırken, ülke kıtlık ve insani krizle boğuşuyor. Burhan'ın liderliğindeki Sudan Egemenlik Konseyi, ülkenin fiili yönetim organı olarak görev yaparken, uluslararası toplum sürekli olarak ateşkes ve kapsayıcı bir siyasi süreç talep ediyor. Ancak Burhan, daha önce de yaptığı gibi, siyasi sürecin dışarıdan dayatılmasına karşı çıkarak Sudan'ın egemenliğini ön planda tutuyor. Bu tutum, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı bölgesel güçlerin RSF'ye destek verdiği iddialarıyla gündeme gelen dış müdahale söylemlerine bir tepki olarak da okunabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Sudan'daki çatışma, yalnızca ülke sınırlarını aşan bir istikrarsızlık kaynağı haline gelmiş durumda. Komşu ülkeler Çad, Güney Sudan ve Etiyopya, Sudan'daki çatışmalardan kaçan yüz binlerce mülteciye ev sahipliği yaparken, bölgesel güvenlik dinamikleri de olumsuz etkileniyor. Ayrıca, Kızıldeniz'in stratejik önemi ve Sudan'ın bu denizdeki kıyı şeridi, ülkedeki gelişmeleri uluslararası deniz ticareti ve enerji güvenliği açısından da kritik kılıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Sudan'da nüfuz mücadelesi verirken, ABD ve Avrupa Birliği ise demokratik geçiş ve insani yardım odaklı bir yaklaşım sergiliyor. Burhan'ın son açıklaması, bu karmaşık bölgesel ve küresel rekabet ortamında Sudan'ın bağımsız bir aktör olarak kalmak istediğini gösteriyor. Ancak iç savaşın uzaması, ülkenin ekonomik çöküşü ve insani krizin derinleşmesi, Sudan'ın bu duruşunu sürdürebilme kapasitesini sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan ile tarihsel ve kültürel bağlara sahip olup, özellikle Osmanlı döneminden miras kalan ilişkiler çerçevesinde Afrika Boynuzu'nda önemli bir aktör olarak konumlanmıştır. Ankara, Sudan'daki iç savaşta tarafsız bir pozisyon izlemeye çalışırken, taraflar arasında arabuluculuk çabalarını da sürdürmektedir. Burhan'ın siyasi sürecin iç mesele olduğu vurgusu, Türkiye'nin egemenlik ve iç işlerine saygı ilkesiyle uyumludur. Ancak Sudan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgedeki yatırımlarını ve Katar ile birlikte yürüttüğü kalkınma projelerini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki güvenlik endişeleri, Türkiye'nin Somali ve Cibuti'deki askeri varlığıyla bağlantılı olarak Sudan'daki gelişmelerin yakından takip edilmesini gerektirmektedir.